Jacques Vergès’in Savunma Saldırıyor kitabının 31. sayfasında bir isim dikkatimi çekti: Nikos Beloyannis. Araştırdıkça, onun yalnızca bir dava sanığı değil, aynı zamanda dönemin siyasi çalkantıları içinde sembol haline gelmiş bir figür olduğunu gördüm.
Beloyannis, Yunanistan’da iç savaş sonrasında, hükümete muhalif kimliği nedeniyle yargılanmış ve 1952’de idam edilmiştir. Duruşmadaki sözleri, yalnızca bireysel bir savunma değil, aynı zamanda bir duruş sergileme niteliği taşıyordu:
“Suçlu olarak buraya getirilen arkadaşlar, suçlu sandalyesine oturtulmalarına şaşırmışlar. Ben buna şaşırmıyorum. Yunan Komünist Partisi Merkez Komite üyesi olduğumdan dolayı buraya getirilmiş bulunuyorum. Amaçları, benim kişiliğimde barışçıl politikayı yargılamaktır.
Bu nedenle söyleyeceklerim, savunma niteliğini taşımayacaktır. Bizleri buraya, anayasaya aykırılıkla ‘suçlanan’ şu sefil 509 No’lu yasaya göre getirdiler. Hiç kuşku yok, tutuklanmamızın ve yargılanmamızın, yaratılan bunca kargaşanın altında bazı politik amaçlar yatıyor.
Bizler birer pişmanlık dilekçesi imzalamayı kabul etseydik, aklanacak, birdenbire ‘iyi’ Yunanlılar, uysal vatandaşlar oluverecektik. Bana önemli görevler de teklif edildi…
Ama amacım anlaşma yoluna gitmek ve gözüm yükseklerde olsaydı, bu amaca ulaşmak için emniyetin aracılığına gereksinimim olmazdı. Önemli bir yere çıkmak için tüm olanaklar vardı elimde çünkü. Ben, devrimcinin zor, tehlikeli, yokluklar içindeki hayatını yeğledim. Yaşamım, bağımsızlık ve özgürlük savaşımlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır.
Tehlikelerle karşı karşıya bulunduğumda -ki bu sık sık oluyor- izlemem gereken yolu hiç önceden düşünmedim. Fikirlerime ihanet ederek yaşamak mı, yoksa ideallerime ve inançlarıma bağlı kalarak ölmek mi? Her zaman ikincisini yeğledim. Ve bugün, bu kararımdan