Dünyazede

Dünyazede
@ilaydaasgr
Balıklar uçuyor, kuşlar yüzüyor. Gökyüzü yeşil…
Coğrafya
Ankara Üniversitesi
36 okur puanı
Eylül 2022 tarihinde katıldı
Bir “Nasılsın?” Kadar (İS)
Bir kelimenin kalbe değdiği, bir sessizliğin kaderi değiştirdiği anlar vardır… Bazen kelimeler değil, suskunluklar konuşur. Söylemek istersin ama kelimeler ağır gelir; yüreğinde bir yumru, dudaklarında bir kilit olur. “Her şey yolunda,” dersin, oysa yolun kendisi çoktan seni kaybetmiştir. Güneş doğmuş gibi görünür ama içinde bir gece başlar. Etrafındaki dost halkası bir zamanlar sıcaktı; şimdi soğuk bir sessizlikle seyrelmiş. Sen kalabalığın ortasında yalnız, sessizliğin içinde gürültülüsündür. Ve tam o an… Bir ses, bir selâm, bir “Nasılsın?” kadar küçük ama bir dua kadar derin bir şefkat beklersin. Zira bazen insanın kalbini onaran şey bir mucize değil, sadece o iki kelimedir. Bir “Nasılsın?”, karanlıktan sızan bir ışık gibi, susuz toprağa düşen bir damla gibi gelir. Hayat bazen insanla alay edercesine sınar. Düşerken gülümsetir, gülerken ağlatır. Sanki fısıldar: “Nasıl düştüysen, öyle doğrulmayı da bileceksiniz.” Oysa her düşüş, her yara, insanın kendiyle yeniden tanıştığı vaziyettir. Kimi zaman öyle bir noktaya gelirsin ki, kendi ömrüne zar atar misali kararlar alırsın; her şeyi kaybetmeyi göze alır ama yine de umudun ipini bırakmazsın elinden. Kalbinin sükûn bulmadığı, aklının susmadığı o anlarda anlarsın ki; her seçim, her sabır, kendi kaderini dokuduğun birer ilmektir. Kur’ân-ı Kerîm’de, İsrâ Sûresi 13. âyette Yüce Rabbimiz buyurur: “Biz her insanın kaderini, kendi çabasına bağlı kıldık.” Bu âyet, geceyle gündüz kadar net bir hakikati fısıldar: Ne için gayret edersen, hangi niyetle yürürsen, sonun o adımın rengini taşır. Kader belki elinde değil, ama mürekkebi senin gayretindir. Kimi, sabrı secde bilip sessizce güçlenir; kimi, öfkesini dua sanıp tükenir. Fakat bil ki her yara, bir hikmet taşır. Kırılmak, dağılmak değil, yeniden birleşmeyi öğrenmektir
Alıntı
Reklam
KENDİMCE HİKAYE - İLAYDA SAĞIR
Öncelikle uzun bir aradan sonra yazmaya karar veren kendimi kutluyorum. Ve değerli vaktini ayırıp yazımı okuyan sevgili okurum, sana da teşekkür ediyorum. Bir süredir içimde mücadele eden, bir türlü ortak noktada buluşamayan düşüncelere hapsolmuş bir zihin karmaşası içindeydim. Biliyorum ki bu konuda yalnız değilim, sen de yalnız değilsin. Kimi zaman gelgitleri olan, senin için ve benim için yazıyorum. Kendini bulacağını düşündüğüm yazıma hoş geldin. Öyleyse sorularla başlayalım. Hikayemiz ana rahmine düşüşümüz ile başlıyor değil mi? Peki sonrasında yaşanacaklar hakkında herhangi bir bilgi veriliyor mu? İyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı, güzeli, çirkini zamanla öğreniyoruz. Birbirine zıt olan bu kelimeler gibi, kendimize zıt olanları da seçebiliyoruz. “İnsan seçimlerinden mi ibarettir?” diye sorsam ve sen de biraz düşünsen… Tartışmaya açık bir soru değil mi? Seçimlerimiz bizi biz olmaya hazırlayan basamaklardır. Bizi biz yapan yaşadıklarımız ve yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler midir? Yanlış olan doğrularımızda var mıdır? Peki sen doğru olduğunu bildiğin ne kadar çok yanlış yaptın? Acabalarla mücadele eden bir benlik var senin içinde de… Birbirine zıt ama bir o kadar da bütünleyici. Zıtlıkların içindeki güzelliği görebileceğimiz o olgunluğa ulaşmak pek kolay olmuyor. Bir incir ağacını düşünelim. Bu ağaç, yazın meyvesini vermeye başlar. Ancak olgunlaşmadan önce, meyvesi acımtırak, mayhoş ve serttir. Zamanla, güneşin ve toprağın etkisiyle, o acımtırak tadı kaybeder ve tatlı bir hal alır. Bu konuda aynı fikirdeyiz diye düşünüyorum. Zamanı geldiğinde, tekrar meyvesini koparıp yediğinde, o acımtırak, mayhoş tat yerine tatlı, daha hoş bir tat gelir. Her şey zamanla güzelleşir, tıpkı incirin zaman içinde değişen tadı gibi. Kader, yaşantılarımızı güzelleştirmek için
Alıntı
Nuri PAKDİL - Yedi Güzel Adam (29.)
“Madem ki cürmümüzün tanığıyız. Madem ki sersem sepelek âhımızı bırakmamış ünlemi! O halde yazmak bir hücum komutudur baylar, sıvayın kolları!”
Alıntı
“Şükretmeyi hayatın merkezine koyduğumuzda mutlu olmayı öğreneceğiz.”
“Sistemlerin hadiseler karşısında bir bakış açısı yoktur. Sistemler, dikte yolunu benimsemiştir. Cesaretini fikrinden değil, elinin kuvvetinden alan düzenler, aslında kendi korkaklıklarını bastırmak için başkalarına saldırırlar."
Reklam