Şimdi dünyada ancak ve ancak iki hakikât var; biri öbün görmediğim bir memleketten gelerek benim dünyama girdiği ve bütün varlığımı altüst ettiğidir, öteki ise hâlâ başka bir âleme ait olduğu ve… er geç çekip gideceğidir.
Her şey, yeni bir mevsimin eşiğindeydi, her şey kendi payına düşeni bekliyordu. Büyün mâzi bu geleceği, gelmesi ne olduğu bilinmeden beklenileni hazırlamak için var olmuştu be artık çok uzaktaydı, çok uzakta ve beyhudeydi.
Gökyüzü bulutsuzdu ve maviliği işte ancak, o kadar güzel olabilirdi. Sanki bu mavilik son değildi; ardında mutlaka bir şeyler olmalıydı, bir şey olmalıydı: Kopup gidenlerin ardından, omuz silkecek kuvveti veren bir şey olmalıydı.