Çocukların büyüttüğü bir çocuktur yalnızlık;
geceleri yastık altlarında büyür,
ikindileri okul bahçesinde paydos ziliyle,
masallarda bir de,
köşelerden fırlayan otomobillerle ansızın.
Ev içi kavgalarıyla kapı aralıklarında, sessizce.
Bir top yuvarlandıkça ya da...
Bir yanı yaşlansa da hep çocuk kalır yalnızlık,
hep bir kalır.
Yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından
o nesnenin kucağına gezdirirken,
yürür ya da koşarken,
coşarken ya da
deli dolu yaşarken
ansızın ölümü istemektir yalnızlık;
kendimizin kendimize sağırlığıdır.
Erken çizilmiş karikatürlerimizdir babalar bizim;
onları tamamlaya tamamlaya
çocuklarımızla tamamlanmaya koşullanırız.
Elimizden minicik bir el eksilse,
yanağımızdan küçücük bir ağız düşse
ya da
kulak mememizde asılı duran
ve zamanı örtündükçe
inatla sesimize benzeyen o ses
sessizliğe dönüşse;
telaşlanırız hemen.
Ellerimizi yitiririz birdenbire, yokturlar;
yanaklarımız tozlu bir ülkedir
unutulmuş masallarda
bir gökyüzü sürekli kuşsuzluğa doğurur kendini
ve eşyalar
aslında birer boşluk olduklarını anımsarlar ansızın
sonra boşluk taşar boşluk kelimesinden,
taşar.
Artık ne yapsak yapmıyoruzdur,
ne yıksak yıkmıyoruz.
Babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz.