“Bir insandan bu kadar nefret etmek ve onun tarafından önemsenmeyi bu kadar istemek, aynı anda nasıl mümkün olabiliyordu? Bu iki istek de aynı bedende kendilerine nasıl yer bulabiliyordu?”
“Eğer savaştan sağ çıkılsa bile açlıktan ölünen bir cehennem varsa bu dünyada, elbet bir cennet de vardır. Ama yanılıyorlardı. Hepsi de kandırılmıştı. Cehennemin varlığı cennetinkine kanıt değildi! Ama onları anlayabiliyordum. Böyle öğrenmişlerdi. Hatta sadece onlar değil, herkes...”
“Yazık ki, en iyi insanlar bile kötülüğe karşı sadece uzaktan seyirci kalarak biraz olsun yakına gelmek istemezler. Bunun yerine ağır, sıkıcı bir üslupla basmakalıp sözler, lüzumsuz öğütler sıralamakla yetinirler...”