Marx’tan bir alıntı yaparak, yabancılaşmamış insanlığın “sevgiyi ancak sevgiyle” takas ettiğini, yabancılaşmanın karşılıklı sevgiye ulaşmada, yani gerçek insani ilişkiler kurmada başarısızlığa yol açtığını, sevgiyi “yetersiz” ve “talihsiz” bir şeye dönüştürdüğünü savunur. Marx’ın formülasyonları başta biraz şaşırtıcı görünse de anlamı epey açıktır: Yabancılaşma, insani etkileşim ve yakınlıkla aşılabilir; birey olmak ancak toplumsal kolektifin bir parçası olmakla mümkündür.
Bir de şu var, bugün sosyalizm iflas etti, komünizm yıkıldı diye histerik çığlıklar atanlar, bir buçuk milyar nüfuslu koskoca bir sosyalist ülkenin varlığını ve bu dev ülkenin 40 yıl içinde her anlamda geri kalmışlıktan, sefaletten ve bağımlılıktan kurtularak büyük bir ekonomik büyüme ve gelişme gösterdiğini neden kaale almıyorlar acaba?
Silahı elinde tutan yahut kısacası güçlü olan haklı oluyor. Değişmez kural bu. Olayların yorumu, yani tarih yazma da güçlü olana göre, onun açısından yapılıyor elbette.