Osman Türk, bir alıntı ekledi.
10 saat önce

bütün büyük sanatçılar aslında hastalıklı kişilerdir. belki de insanların sevdikleri şeyi yapabilme riskini göze alabilmek için gerçekten acı çekmeleri gerekiyordur. gerçek sanat yapmak istiyorsan acı çekmelisin. ilham; hastalık, yara ve delilik ister.

Günce, Chuck PalahniukGünce, Chuck Palahniuk

“Şimdi ne olacaktı? Yalnızca iki olasılık vardı; ya bir noktadan sonra gitmeme izin vereceklerdi ya da beni öldüreceklerdi. İlk olasılık artık bana pek mümkün gibi görünmüyordu. Çok fazla şey biliyordum.“

Bir incelemeden daha herkese merhaba.
Huh. Uzun zamandır inceleme yapmıyordum ve şu anda nasıl başlayacağımı bilmiyorum; ama kitabı üç yönden inceleyeceğim: kurgusu, dili, artı ve eksi yönleri.

1-) KİTABIN KURGUSU
Kitabın kurgusunu genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim; zekice bir kurgusu var ama tabi eksik yönleri de var. Ruth Ware asla bir Grange olamaz. Neden? Karakterlere çok yüzeysel değinilmiş; iç dünyalarına nüfuz edemiyoruz. Birçok karakter üzerine yoğunlaşılmış, gereksiz betimlemeler yapılmış ve okuyucuyu herkesten şüphelendirilmeye çalışılmış. Bu noktada kimse bir Agatha olamaz; kitabı okurken yazarın zaten Agatha'yı taklit ettiğini fark ettim. Agatha her kitabında okuyucyu herkesten şüphelendirir; bu kitapta da öyle yapılmaya çalışılmış ama şöyle, birinci tekil şahısdan dinlediğimiz hikayede, diğer karakterleri tanımlarken sürekli 'esrarengiz' , 'soğukkanlı' , 'şüpheli' vb. sıfatlar kullanılmış. Ayrıca yazarın Agatha Christie'den de bolca ilham aldığını söyleyebilirİm, çünkü bu kitapta arada bir Agatha tadını aldım.
Olay örgüsüne gelirsek... giriş, gelişme bölümleri güzel, hatta cinayetin işlenişi vb. de zekice, kurguya güzel oturmuş, ama son sahneden eksik bir şeyler vardı, bu da kurguyu pürüzlü yapıyor; ama kurgu genel olarak beni tatmin etti.

2-) KİTABIN DİLİ
Huh. Denizi, gemi yolculuklarını çok severim. Denizle rüzgarın birleşiminden oluşan tuzlu rüzgarın tenime değişi ve kokusu... Huzur bulduğum nadide yerlerden biridir deniz. Bu kitapta da ana mekan deniz ve yazarın betimlemelerini sevdim. İnanın bana, kitabı okurken tuzlu rüzgarı tenimde hissettim, dalgaların sallanışını, geceleyin soluk ay ışığı vurmuş denizi tasvir edişini sevdim. Ne zaman dalgalar gemiye çarpsa, o sallantıyı ben de hissettim; ama yazar birkaç kelime ile anlatacağı yeri bir iki sayfada anlatmış, ve bu da beni arada bir sıktı. Dilinin edebi bir yanı yok; zaten polisiye kitaplarında edebi dil ihtiyacı da hissetmem.

3-) ARTI EKSİ YÖNLER ve KİTABA GENEL BİR BAKIŞ

Kitabı okurken beni sürekli rahatsız eden şey, yazarın Agatha'yı resmen taklit edişiydi. Olay örgüsünde bile Agatha'ya rastladım. Şöyle ki; cinayet yeri ve zamanı olarak Doğu Ekspresinde Cinayet kitabına, cinayet nedeni için Cesetler Merdiveni kitabına ; kitabın katili için de az çok 10 Küçük Zenci kitabına...
Başka ne diyeceğimi bilmiyorum ama üzerine düşünülecek kitaplardan değil bu. Bir nevi çerezlik kitap. Ha, okunmasa da olur mu, elbette olur. Genel olarak tatmin etti mi? Evet. Ama bana pek de bir şey kazandırdığı söylenemez. Övgüleri hak ediyor mu? Hayır.

En çok sevdiğim kısım, denizin derinliklerindeki zindanda baş karakterin mahsur kalışıydı. Bu bölümleri okumak çok zevkliydi. Zaten yukarıda paylaşıtığım alıntı kitabı genel olarak anlatıyor. Konusu zaten arka kapakta var. Son olarak şunu söyleyip, incelememi bitiriyorum.

Bazı kitaplar vardır, sarsar seni, üzerine düşünürsün, not alma ihtiyacı hissedersin; ama bazı kitaplar vardır, okuyup bitirir derin bir iç çekişle rafa kaldırırsın, seni bu kapitalist dünyadan alıp, kitabın kendi büyülü dünyasına getirir.Bu kitap o kitaplardan ama türünün diğer örneklerine göre bir iki tık daha aşağıda. Her kitabın bir okunma zamanı vardir ve ben doğru zamanda okuduğumu düşünüyorum.

Okunmasa da olur diyebileceğim bir kitap; ama bilim kurgu kitaplarımın yerini dolduramadı.

Bu incelemem Derya (Bahir) DENİZ 'e ithaftır.



Yazmak zor be! Oh, bir öykü daha bitirdim. Sabah sabah( 6:00) ne yapsam ki? Yazılmaz da artık anasını satim. Bari bir öykü kitabı okuyayım. Yerli bir kitap olsun. Tabii ya, yerli olsun. Şu kuşa bak yahu, nasıl da şakıyor sabah sabah. Deniz bey ne dediydi? Solovey? Solovey’in Türkçesi ne acaba? A, bülbülmüş. Bülbül mü? Daha gün ağarmadan bülbül mü ötermiş aga? Nightingale İngilizcesi gerçi. Olur mu olur.
Du bakim, ne okusam. Bunu okudum. Bunu yarım bıraktım. Bu kim ya, hiç duymadım daha evvel. Zafer Berke, kitabının adı,Yeni Zaman. Zaman ha, zaman. Bunu okuyacağım.

107 sayfada tam 15 öykü. Haydi bismillah.

1) Parça. Güzel öykü. Beğendim. Kim ya bu yazar? Ankara’da doğmuş. Ben Kayseri’de doğdum. O 57’li ben 61’liyim. A, İstanbul’da yaşamış. Ben gibi. İTÜ mü? Hem de maden. Yok artık. Ben de İTÜ’lüyüm. Kimya ama. Aynı yerde, Maçka’daymışız. Aynı yollar, zamanlar farklı. Hüzünlendim bak!

2) Satın Almacı. Teknik öyküydü. Çok teknik terim var. Hepsini anladım ama. Anlamayan da internetten baksın. Zaten bir kurmacanın bir vazifesi de bu değil midir? Çaktırmadan öğretmek. Geçmişte kalan kavramları yeniden canlandırmak zihinlerde. Geçmişle şimdi arasında büyülü bir link kurmak değil mi ki? Bazı terimleri neden tırnak içine almış ki? Okurun gözüne sokmuş. Ne gerek vardı ki? Okura güvenmek lazım gelirdi. Belki de üslubu böyledir.

Asıl verdiği ne kadar da güzeldi. Bu sehpa, bu uzaktan kumanda, önüme gelene kadar, hey yavrum hey, kimlerin elinden geçmiş meğer. Emek gelince akla, derya olur her şey. İşte bu deryayı anlatmış Zafer Berke.

“Nasıl bir yer olursa olsun, yeter ki insan eli değmemiş olsun.” Var mı yahu böyle bir yer Metto? Yok tabii, güzel metafor. Çaresizlik böyle dilleniyor işte güzel bir kalemde.

3) Yorgun Buluşma. <<<<<Kapıya doğru yürümeye devam ederken onun sormayı başaramadığı soruyu cevapladım:

"Belli bir yaştan sonra yalnızlık hissedince insan korkuya kapılıp, eski dostluklara sığınmaya çalışıyor." Ben çıkarken Hüseyin içeri girdi.>>>>>

Artık uzakta kalan eski dostlukları tahlil etmiş.

4) Dere. Merak duygumu hep canlı tutmayı başardı Allah için. Ah be ihtiyar, helikopter arayacak seni he mi? İlahi moruk, güneşlenmelerine bile ara verdiremedi yokluğun. Sense…Töbe töbe.

5) Kalabalıklar. "Orta yaşın üzerinde kibar bir adam (bazıları kısaca yaşlı diyor olabilir) şu anda yemek yiyor." Ben de öyle hissediyorum bazen. Orhan Pamuk olsa, bazan, derdi burada. Cins herif.

Öykünün hikayesinde geçen aynı duyguları ben de yaşamasam! Benim içine düştüğüm grup Taksim'de, LGTB idi. Bayrakları ne acayipti be. Kırmızı, kavuniçi, sarı, yeşil, mavi, mor. Kırmızıyla sarıyı karıştırınca kavuniçi oluyor. İstanbul’da turuncu diyorlar. Kilisliler mişmişi diyordu. Mor için kırmızıyla yeşili mi karıştırmak gerekiyor ki? Garip! Sanki bana siyah lazım kırmızıya gibi geldi. Neyse. Mor, eflatun değil mi? Eh işte. Öyküdeki kahramanımız sol bir gösteriye denk gelmiş. Gerçekten de insan kendini işe yarar hissediyor. İlla da bir gösteriye rastlamak lazım. Sağ-sol fark etmez.

6) Balıkçının Dönüşü. Galiba en çok insani bulup en çok güldüğüm öykü bu. “Vasati 40 çöp var” gibi bir şey. Ortak olunmaya çalışılan duygular o kadar sahici ki, hem çok güldüm, hem finalinde hüzünlendim çok.

<<<<<Varsayımla da olsa sonunda suçlunun bulunması, en azından kendi söylediklerinin ciddiye alınıp değerlendirilmesi balıkçıyı sevindiriyor. Çaresizlik içinde bocalamaktan sıyrılıp, kaybolan itibarını yeniden kazanmak amacıyla duyduğu son cümleyi tekrarlıyor: "Doğru, hayvan işte ne yapceksin!" Çevredekilerin yüzlerinde bakışlarını tekrar dolaştırdıktan sonra, sepetleri motoruna yerleştirirken kendini tutamayıp gülümsüyor: "Boşuna çekivedim iki sepet balığı; ancak motorun tamir parası çıkacak." >>>>>

7) Yeni Zaman. Kitaba adını veren öykü. Bir şey yazmayacağım. En iyisi okumak. Okuyunuz.

8) Ayak İzleri. Kahramanın arzu ve kaygıları billahi çok sahici. Sizin şimdi anlayamayacağınız kadar hem de. Çamurlu ayaklar vardı metropolde bir zamanlar. Lastik tabandan temizlenmez, temiz halıda iz bırakırdı. Ve sekreterler güzel bulunurdu hep. Tüm öykü boyunca çamurlu ayakkabıların sebep olduğu şeylerle boğuşma var.

<<<<<"Siz de benim gibi kapının önündeki çamura saplanmışsınız galiba" diyor, gülümsüyor. Utanç içinde, gözlerimi kısa bir süre için Ziya Bey'in hakiki kauçuk tabanlı ayakkabılarına değdiriyorum: Kenarlarında çamur var. Ziya Bey'le aramızda aynı çamura basmaktan kaynaklanan bir dostluk başladığını hissediyorum ...>>>>>

9) Leydi Angela. Bir ganyan kupon sahibinin, koşuyu dinleyip kuponun yattığı(kaybettiği) sürede Galata’da geçen o kısa sürede geçen insancıkların hayatlarından kesitler var. Tanıdık mekanlar, en çok da oralardan uzak olma hali hüzünlendiriyor. Sibel Can feat Halil Sezai – Galata, parçasını dinlemek istiyorum. Aklıma Kemal abi geliyor. Bir öykümde kullanmıştım Halil Sezai’nin bir parçasını. Metinciğim sağ olasın, benim oğlana da gönderme yapmışsın, demişti. Kemal Paracıkoğlu, Halil Sezai’nin babası. Bir öyküsünden dolayı onu intihalle suçlamış, kalbini kırmıştım. Bir mesaj atmıştı bana. Sen en büyüksün. Senin okumadığın kitap yoktur. Sen postmodern kurmaca bilmez misin ey be Metin, demişti. Nasıl da tırmalamıştı yüreğimi o mesaj. Sustum, cevap vermedim bir süre. Sonraki mesajlarıma da o cevap vermedi. Sonra eşine yazdım. Abla, dedim, bu saçma şey için kaybetmek istemem Kemal abiyi. Söyle ona, yazsın bana. Hem yanınıza geldiğimde çimdiklesin beni. Yok be Metin, gücenmedi sana. Böyle basit şey için kızmazdı sana o. Ama Metin be, biz Kemal’i kaybettik. Kemal öldü.

O dakikada terk ettim siteyi. Girmedim, öykü paylaşmadım bir daha. Sen nasıl adamsın yahu, adam gibi becerdiğin bir iş var mı, olacak mı bu dünyada? Üzücüydü çok.

10) Kaplumbağa. Kafka’nın Değişim’inin yeniden yazılımıydı. İlham verici bir postmodern öyküydü.

11) Topal. Benzeri düşünceler aklımdan geçtiği hatta bir iki kez yaptığım bir şeydi. Okumanız gerekir.

12) Pırlanta Yüzüklü Kadın. En zayıf bulduğum öyküydü. Elbette bu sübjektif bir yargıdır.

13) Mesut. Harala gürele geçen hayatımızda hep bizim kaygılarımız baş roldedir. Ne kadar az dinleriz birbirimizi. Ama Allah’tan düşünürüz sonradan. Bir öyküye dönüşür kafamızda Mesutlar.

14) Sihirli Sabah. Orwell-Huxley arası bir distopya denemesiydi. Finali oldukça başarılı buldum. <<<<<"Ne olmuş?" Adam kafasını çevirmeksizin cevapladı: "Birisi taş atıp mağazanın camını kırmış." İçimde korkunç bir şüphe oluştu. Tükürüğümü yutup, tekrar sordum: "Bir şey almış mı?" Adam umursamazca başını iki yana sallayıp: "Neredeyse hiç eksik yokmuş, bir tek pilli radyo çalınmış galiba" dedi.>>>>>

15) Hamdi Bey Uykuya Daldığında. İstanbul’da bir mekanda bir şey cereyan ederken, aynı anda dünyanın değişik yerlerinde nelerin cereyan ettiğini gayet güzel işlemiş. Toplumsal gerçekçi buldum bu öyküyü. Sevdim.

Bitirdim kitabı, aklımda binbir düşünce siteye girdim, aradım yazarı. Yok! Nasıl yani? Yahu adam ta 2004’de bastırmış kitabı. Nice eften püften (bu deyim çok ayıp kaçtı) kitabın isminin ilk kelimesinde yüzlerce sayfa geliyor da, bu güzel eserin suçu ne?

Ne yani, illa Can yayınları, Bilişim, YKY mi olmalıydı? Olmadıysa, yok mu demektir bu güzel eser? Vicdanınızaydı bu sorum. Baş başa bırakıyorum sizi vicdanınızla.

Nurhan Bıdıkoğlu, Kendine Ait Bir Oda'yı inceledi.
Dün 08:53 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Üstüne söylenecek o kadar konu ve tartışma var ki, Woolf bunların hepsini bir kitabında toparlamış. Kadının, mutfak ve yatak odası arasından çıkıp, doğurgan bir cinsel obje imajını bozup, dünyaya hatta evrene neden yaratıldığını ispatlaması gerektiğini anlatıyor. Tam bir Feminist Manifesto. evet, kadınların okuyup ilham alarak yeniliklere atağa kalkması gerekiyor ama bana sorarsanız kadından çok benim/erkeklerin de okuması gereken bir manifesto olmuş. Kendine Ait Bir Oda kitabından önce aşk dolu, romantik, politik, savaş, bilim kurgu romanı okuduysanız ve 160 sayfayı çerez gibi yer yutarım diye sanıyorsanız "yanılıyorsunuz" derim. her bir cümlede oturup düşündürecek imgelemler sunuyor yazar. hatta üstüne araştırma ve tartışma yapacağınız, arada soluklanacağınız konular var. 1000 sayfalık kitaplara bedel bir konu ve anlatım tarzıyla anlayışınızı ve bilginizi değiştirmeye HAZIR OLUN.

Berra Nisa GENÇ, Mucize ve Ben'i inceledi.
 Dün 01:00 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Mucizeler...
Bazen en olmadık zamanlarda gerçekleşenler, ya da yaşadığımız karmaşadan dolayı fark edemediklerimiz...
Bugün, bu incelemenin yönetmeni benim, ve senden kendi hikâyenin senaristliğini yapmanı istiyorum.
Emin ol, hikâyesi olmayanın hayatı olmaz. Yarım kalanlar vardır, mutlu sonla bitenler, karmaşa içerisinde yolunu bulmaya çalışanlar, ya da bitip bitmediğini hiçbir zaman öğrenemediğimiz hikâyeler. Hepsi mucizevi bir şekilde hayat verilmiş kalplerin hikâyesidir.
Hiç uzun süre gökyüzünü izledin mi? Sonsuz maviliğin içerisinde kaybolup giderken gözlerimiz, akan kan dolaşırken hızlıca damarlarımızda, çarpar kalbimiz...
Ama gökyüzü bile parçalanır bazen.
Objektif bakalım biraz. Gökyüzü, sadece gündüz gördüklerimizden ibaret değildir.
Sen, sadece bir yıldızın etrafında dönen minik bir gezegensin. Koca evrende, milyarlarca yıldız, milyonlarca gezegen, ve hikayelerini bilmediğimiz nice hayatlar var belki.
Şehir ışıklarından göremediğimiz binlerce yıldız...
Biz daha onları fark edemeden kayan meteorlar.
Hikâyeler, yepyeni hayatlara can verir. Kimi zaman bir şiir, kimi zaman ünlü bir şarkının notası olursun.
Bu senin hikâyen olsun, ve sen başkalarının hikâyelerine ilham kaynağı...
Çünkü hikâyelerin hayatların etrafında şekillendiği gibi, hayatlar da hikâyelerin etrafında şekillenir.
Bu mucize senin olsun...

Ahmet Güngör, bir alıntı ekledi.
25 May 17:51 · Kitabı okuyor

İnsan denize açılınca türkü söylemek gelir içinden,deniz insana ilham verir.Ve deniz söylenen türküyü anlar.Yürekten duyarak söylediğin türküyü o da yürekten ve hemen kabul eder.

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 187)Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 187)
Kaan Çeribaş, Monte Cristo Kontu'yu inceledi.
25 May 17:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Dunya edebiyatının kült eserlerinden Monte Cristo'yu bilmeyeniniz en azından adını duymayaniniz yoktur sanırım. Hiçbir suçu yokken biraz da safliginin kurbanı olan kahramanımızın intikam öyküsü olan bu kitap ülkemizde de Ezel dizisinin ilham kaynağı olmuştur.

Sena Ç, Hıdır Kişisel Gelişiyor'u inceledi.
25 May 16:24 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Kitabın başından değil de sonundan başlamak istiyorum.Kitaptaki karakterimizin kızının (tam bir zehir:)) babacığı için hazırladığı etkilendiği kitaplar listesinde başı hedef türkiye -oktay Sinanoğlu çekiyor . (Kocaeli Kitap okuma grubu as bayraklari) listeyi beğendim paylaşmak istedim
Liste şu şekilde :
1- Hedef Türkiye - Oktay Sinanoğlu
2- Beyaz zambaklar ülkesinde -Grigoriy Ş. Petroy
3- Mucizeler adasına yolculuk
4- Barbaros Hayrettin Paşanın Gazavatnamesi
5- Simyacı
6-Haberci-halil Cibran
7-1984-
8-Cesur yeni dünya
9- Küçük prens
10-saatleri Ayarlama Enstitüsi
11- Alice harikalar ülkesinde
12-Hile yolu-
13-No logo-Naomi Klein**
14-Nihat genç #butun kitapları
15- 26.Kilometre cengiz alkış
16-Sunay akın #butun kitapları
17-Markaların kara kitabı -K.Werner/ H.weiss
18-Kardelen çiçeği
19-Tekelistan #yalcin küçük
20-Pupa yelken #sadun küçük
21-Nazik erik # bütün kitapları
22-Mektuplardan gelen ses # samimi ayverdi
23-Maarifetname # Erzurumlu ibrahim hakkı hazretleri
24-hamili kitap yakınımdir # hakan yaman
25- 3 semavi dinin kitapları
26- Jules verne #butun kitapları
27 -Robinson Crusoe
28- Kemalettin tugçu
29- Şebeke #yalcin küçük
30- Türkler #Baron de Tott
31- Şahbaba #murat bardakçi
32- Ursula K. Le Guin #butun kitaplari
33- yüzyıllik yalnızlık
34-semekant
35-bir ekonomik tetikcinin itirafları
36-sivil örümceğin ağında #Mustafa yıldırım
37-Banu Avar # bütün kitapları
38-Mavi sürgün #halikarnas Balıkçısı



Sevgili yazarımız Ahmet Şerif İzgören... Avucumuzdaki kelebek ile tanıdığım bu insanın söyleşini dinleme imkanı bulduğum bu seneki fuarda iyiki dedim. Iyiki ülkemiz için güzel bir seyler yapmaya çalışan insanlar var, iyiki onca olumsuzluga rağmen ümitli olanlar var.
her metrekaresine kadar insan dolmuş salonu enerjisiyle umuduyla neşesiyle şenlendiren insanin Söyleşisi kısaydı ama ne güzeldi^_^


Yıllar önce hunharca kişisel gelişim kitabı okuduğum vakitlerde bu yana baya geçti.Fuar vesilesiyle okumadigim bu kitabını aldım İzgören'in.





Bu kitap kapsamında kafamda çağrısan sorulara gelirsek; (evet hala kitabin içeriğinden bahsetmedim biliyorum ama çok da gerek yok)

1)Kişisel gelişim kitaplardan öğrenilebilir mi?
2)kişisel gelişim bencillige bireycilige sürükler mi?
3) O yapabilirse ben de yapabilirim mantığı doğru mu?


İlk soruyu eskiden sorsalar direk kitapp!! diye bağırırdim ama artık degil:) Zamanla düşüncelerim değişti.
Evinizde kahvenizi yudumlayıp bir iki sayfa çevirerek kişisel gelişmeyi bekleyemezsiniz.Gelişim hayatımızın bir süreci ama bunu sırf kitaplardan beklemek anlamsız.Kitaplar bize yol gösterici olabilir ya da ilham verebilir ama biz harekete geçmediğimiz hayata karismadigimiz sürece işe yarayacagini düşünmüyorum.Deneyim büyük eşittir bilgi benim gözümde :)

Şuan ciddi anlamda gelişmiş ve kendi potansiyelini farkına varmış insanlara baktığımızda küçük yaşta yapmadıkları iş kalmadığını görüyoruz çektikleri zorluklar mücadeleler.Iyi ya da kötü bir şeyler tecrübe etmişler.Bu yüzden kişisel gelişim kitaplarindansa,- onun yerine ne biliyim sağlam bir liderin biyografisi daha mı yararlı olurdu sanki- tecrübe etme kavramına yakınlasmamiz gerekiyor.


Buradan tüm kişisel gelişimcileri taşa tuttuğum düşünülmesin.Sadece orada öğreneceğimz şeyleri daha kaliteli ,etkili vasitalarla öğrenebiliriz bence. Okunacak çok kitap var malum :)


Kişisel gelişelim derken bireyciliğimizde kaybolma ihtimalimiz geliyor aklıma.Her şeyin fazlası zarar değil mi? Kaş yapalım derken göz çıkarma ihtimali...Kisisel de gelişelim ama sonra bunu toplumsal gelişmeye çevirmeye de çalışalım.Yapabilir miyiz bilmiyorum ama çalışabiliriz sanırım. Topluma bir faydası olmayan bireyin gelişimi sadece bireyin kendisine öz saygısı anlamında olumlu etki sağlar başka olumlu yan... Ben bulamadım.




""Onlar yapabiliyorsa ben de yaparım"" sözü yazar bahsedene kadar sorgulama gereği duymadığim bir söz oldu.Bir ortamda birileri bir konuda başarılı olduğunda ve biz de yapmak istedigimizde hep bu gazı verdik birbirimize .Verilen gaz güzeldi mücadeleye itti.Ama biz bu mücadelenin hiç hangi kulvarda olduğuna bakmadik.Bu yüzden ne kadar çabalasak da belki de o kişiler gibi olamadık.Sizin beyin yapiniz Sosyal bilimler alanına yatkın degilse ne kadar zorlarsaniz zorlayin başarınız bir seviyeye kadar olacaktır.Çalışmanın gücünü küçümsemiyorum.Sadece farkliyiz ve farklı alanlarda yeteneklere sahibiz diyorum.Herkes aynı alanda başarılı olamaz bu yüzden kendimize haksızlık etmeyelim.O yüzden "o yapabiliyorsa ben de yapabilirim " cümlesi her zaman için doğru bir düşünce tarzı değil diye düşünüyorum.


Eskiden okurken Wow harika mükkemmel! dediğim eserlerden biri olabilecek bu eser beni öyle etkilemedi ama çok rahata okuttu kendini.Başında dır dır eden bir kitap olmadı asla. Yazar sana okuduğunu hissettirmiyor aslında, dikkatini çekecek anlamlı hikayeler de serpiştirince araya ,aa bir de bakmışsin ki bitivermiş.Bu hissi özlemişim:)
konusu Hıdır isimli bir devlet memurunun şef olma hayallerini ve yaşadıklarını anlatıyor aralar da serpistiri akıcı bir oturuşta okunacak bir eser çıkmış ortaya.Akici ama dili fazla yalın bu zaman zaman rahatsız edebilir okuyucuyu.

Okuduysan teşekkür ederim

MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, bir alıntı ekledi.
25 May 16:15 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Anladım ki, Allah insanların birbirlerinden ayrı ayrı değil, tek vücut halinde yaşamalarını istediğinden, her birine kendi ihtiyaçlarını değil; her birine, hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor.."

İnsan Neyle Yaşar, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 38)İnsan Neyle Yaşar, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 38)
İbrahim karaalp, bir alıntı ekledi.
25 May 15:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"...Barış, umut ve iyilik yerine, kan, kavga ve ölümü ilham etmişti dinler..."

Sevdalinka, Ayşe Kulin (Sayfa 153)Sevdalinka, Ayşe Kulin (Sayfa 153)