• Belki merak ettikleriniz 😊📚📚☕

    Çoğunuz Görmüşsünüzdür ama Görmeyenler için :)
    Ünlü Türk ve Yabancı Yazarlar Hakkında İlginç Bilgiler

    1. Öldükten Sonra Ünlenen Yazar: Franz Kafka

    2. Dostoyevski Tam Bir Kumar Bağımlısıydı

    3. Elmasız Yazamayan Friedrich Schiller( Yazarken mutlaka masasında elma bulundurur.Onu koklar ve ilham alır.)

    4. Aleksandr Puşkin’in Tek Yurt Dışı Gezisi Erzurum’du)

    5. 24 Yaşında Bir Profesör: Friedrich Nietzsche(Zekası ve hayata bakış açısıyla birçok insan için idol olan Nietzsche’nin 24 yaşında profesör olmuştur.)

    6. Yaşlanmak İstemeyen Victor Hugo
    (Dunyanın en kalın romanlarından biri olan Sefiller’in yazarı Victor Hugo. Vücudu diri kalsın diye her sabah buz gibi suyla duş alan Hugo, aynı zamanda sesi güzel olsun diye çiğ yumurta yermiş. Her zaman bakımlı, temiz ve şık görünen Hugo insanların onu daima beğenmesini istermiş.)

    7. İntihar Meraklısı William Shakespeare( Eserlerinde dikkat çeken en önemli unsur, intihara çok fazla yer vermesidir. Shakespeare’nin yazdığı oyunlarda toplamda 13 yerde intihar sahnesi gerçekleşiyor. )

    8. Kahve Bağımlısı Balzac( Günde 50 fincan kahve içen Balzac kahve yapmaya zamanı olmadığında veya yapacak birisi yokken kahve çekirdeklerini çiğnermiş. 51 yaşında hayata veda eden yazarın ölüm sebeplerinin başında da kahve tiryakiliği geliyor. )

    9. Gürültüsüz Yazamayan Cemal Süreya(Yazı yazmaya çok küçük yaşlarda başlayan Süreya’nın asıl ilginç özelliği ise gürültü olmadan yazamamasıdır. Okul yıllarında gürültülü ortamda başladığı yazı yazma alışkanlığı, sonraki yıllarda da devam etmiş. Öyle ki evinde sessiz yazamadığını fark edince, radyo ve televizyonun sesini açarak odaklanabiliyormuş. )

    10. Örgü Ören Hüseyin Rahmi Gürpınar (Türk yazar ve romancı olan Hüseyin Rahmi Gürpınar tam bir temizlik hastasıymış. Hiç evlenmeyen, kendini toplumdan soyutlayan Gürpınar, hastalık kaparım korkusuyla çok titiz davranırmış ve yılın 12 ayı eldiven takarmış.) Alıntı
  • Ünlü Türk ve Yabancı Yazarlar Hakkında İlginç Bilgiler

    1. Öldükten Sonra Ünlenen Yazar: Franz Kafka

    2. Dostoyevski Tam Bir Kumar Bağımlısıydı

    3. Elmasız Yazamayan Friedrich Schiller( Yazarken mutlaka masasında elma bulundurur.Onu koklar ve ilham alır.)

    4. Aleksandr Puşkin’in Tek Yurt Dışı Gezisi Erzurum’du)

    5. 24 Yaşında Bir Profesör: Friedrich Nietzsche(Zekası ve hayata bakış açısıyla birçok insan için idol olan Nietzsche’nin 24 yaşında profesör olmuştur.)

    6. Yaşlanmak İstemeyen Victor Hugo
    (Dunyanın en kalın romanlarından biri olan Sefiller’in yazarı Victor Hugo. Vücudu diri kalsın diye her sabah buz gibi suyla duş alan Hugo, aynı zamanda sesi güzel olsun diye çiğ yumurta yermiş. Her zaman bakımlı, temiz ve şık görünen Hugo insanların onu daima beğenmesini istermiş.)

    7. İntihar Meraklısı William Shakespeare( Eserlerinde dikkat çeken en önemli unsur, intihara çok fazla yer vermesidir. Shakespeare’nin yazdığı oyunlarda toplamda 13 yerde intihar sahnesi gerçekleşiyor. )

    8. Kahve Bağımlısı Balzac( Günde 50 fincan kahve içen Balzac kahve yapmaya zamanı olmadığında veya yapacak birisi yokken kahve çekirdeklerini çiğnermiş. 51 yaşında hayata veda eden yazarın ölüm sebeplerinin başında da kahve tiryakiliği geliyor. )

    9. Gürültüsüz Yazamayan Cemal Süreya(Yazı yazmaya çok küçük yaşlarda başlayan Süreya’nın asıl ilginç özelliği ise gürültü olmadan yazamamasıdır. Okul yıllarında gürültülü ortamda başladığı yazı yazma alışkanlığı, sonraki yıllarda da devam etmiş. Öyle ki evinde sessiz yazamadığını fark edince, radyo ve televizyonun sesini açarak odaklanabiliyormuş. )

    10. Örgü Ören Hüseyin Rahmi Gürpınar (Türk yazar ve romancı olan Hüseyin Rahmi Gürpınar tam bir temizlik hastasıymış. Hiç evlenmeyen, kendini toplumdan soyutlayan Gürpınar, hastalık kaparım korkusuyla çok titiz davranırmış ve yılın 12 ayı eldiven takarmış.)

    Alıntıdır.
  • "İlham ancak ruhumuzun serbest zamanında bize görünür."
  • Bu yeni anayasal maddelere göre görsel bir komedi niteliği taşıyan bir toplantıda Aliyev, eşi Mihriban Aliyev’i Birinci Yardımcı atadı. Bakû’dan gelen haberlere bakılırsa Cumhurbaşkanı İlham Aliyev henüz on yedi yaşında olan oğlunu İkinci Yardımcı atamaya hazırlanıyor!
    Hüsnü Mahalli
    Sayfa 234 - 17.Baskı - Ocak 2018 -Destek Yayınları
  • Stanley Weinbaum yaşasaydı muhakkak gelmiş geçmiş en sevilen bilimkurgu yazarları listesinde başı çekerdi. Kitabın detaylı önsözü bu şekilde bitiyor. Isaac Asimov'dan böylesine bir giriş kitaptan beklentiyi haliyle arttırıyor. Yazar bu öyküleri yazdıktan 1 yıl sonra ölmüş ve maalesef başka bir kitabı da yok. O yüzden hiç acele etmedim okurken. Öyküler hep farklı konuları içeriyor. Mesela yarattığı dünya dışı yaratıkları çok zekice tasarlamış ve ayrıntılı özellikler vermiş. Ve o yaratıkların bölümlerini okuduğunuzda özellikle tiplemeleri birçok öyküye, filme ilham olduğu çok açık. Bir diğer hikayede VR gözlüğün benzerini tasarlamış ve mükemmel bir fantastik-bilimkurgu hikayesi çıkarmış ortaya. Uyumun Doruğu hikayesi, süper insan/mutant fikrini öne sürmüş ve yine üst düzey. 7 hikayenin ilk ikisi Bir Mars Destanı'nı konu alıyor. Son iki hikaye yine birbiriyle bağlantılı ve Profesör Van Manderpootz ile bahtsız Dixon Well'in öykülerini anlatıyor. İki öyküden Eğer Dünyaları mükemmel bir hikaye. Birde şu var, yazar kesinlikle aşk acısını baya çekmiş. Bu son iki hikayede çok belli :-) Kısacası şöyle söylemem lazım, sadece 1.5 yıllık yazarlık kariyerinde bu kadar az hikaye yazıp bu kadar çok etki bırakmak bence büyük başarıdır. Öyküleri, yaratıkları hep filmlere ve romanlara ilham olmuş. Kim bilir yaşasaydı daha neler neler yazardı demeden edemiyorum.

    Öykülere Puanlarım
    Mars destanı - 9.5
    Hayaller vadisi - 9.5
    Uyumun doruğu - 10
    Pygmalion - 10
    Üşütük Ay - 8.5
    Eğer Dünyaları - 10
    İdeal - 8
  • Bu kitap bir bitirişi konu alıyor; ilişiği kesmeyi, ilgisizliği, gizli kırçıllı nefreti... Babasının ölümüyle kendisine yüklüce bi' mal mülk miras kalan Zoiss'in mirasını dağıtıp defolup gitme isteğini anlatıyor. Çünkü Zoiss zaten senelerdir Ungenach'a yabancıydı, onun Stanford'da akademiyle özdeşmiş bi' hayatı var...

    Bernhard'ı seviyorum çünkü onun özgünlüğü beni aydınlatıyor. Bir benzetme yapacak olursam kaynak yaparken çıkan ufak kıvılcımlar olur ya, işte Bernhard'ın aydınlığı benim için aynı göz alıcılıkta. Bu kitapta gerek Noter Moro, gerek Karl'ın mektupları gerekse Zoiss'in içsesleri halinde biz pek çok ısırganlı fikirle donanıyoruz. Bu donanım kitabın başları ve ortalarında karakterlerle bize aktarılsa da.. sona doğru bi' ışıma gerçekleşiyor ve bu ışıma karakterlerden çıkan bi' şeye dönüşüyor.

    Bernhard'ın aydın insanın ülkesine
    uzaklaşması, küsmesine dair çok sağlam fikirleri var ve hiç biri keyfi değil, "kafasına görelik" hali yok. Kimseye bile isteye doğduğu, çocukluğunda mutlu olduğu yerden ayrılmak fikri kolay gelmez. Kişi bi' itil(mişlik)me yaşar. Ona imkân tanınmaz örneğin, yapacağına dair söz verdiği şeyler dikkate alinmaz ya da uğraştığı şeyler, bilim ya da sanat, umursanmaz. Sonra o kişi, tüm bireyselliği içinde, savaşa girer, gitmek ve kalmak üzerine. Kalmanın yıktığı gelecek ve içsesleriyle dolu nice bi' ömür varken, gitmenin de derin, sızlayan bi' özlemi olur, bunlar ihtimallerdir. Fakat bi' ihtimal daha vardır: Gidilen yere alışılması sonucu, onu dışlayan, resmen dışarı iten ülkeye yabancılaşma.

    Bernhard bu kısa romanımsı, başta karakterlerle aktarılan fakat özellikle sonlara doğru iyice kişinin yaşamının, amacının derinliklerine inip, sorgu sarmalına girdiği kısmı kitabın gövdesini oluşturuyor. Kendimce tanık olduğum ya da hissettiğim bu kurgusal evrimi çok hoş buldum; hikayeden ağırca denemeye kayış ve denemesel tarzın kitapta felsefi bi' aydınlığa dönüşmesi.

    Her kitabında uç, aydın bi' öfkeyle okura kendi ışığından saçıyor Bernhard. Bazı düşkünlüklerin sonrası ilham ve aydınlık getirir; kötü olan bazı şeyler, bazen önemli değişimlerin başı olur. Bu kitap da öyleydi. Kitapta, Bernhard'ın o tanıdık öfkesinin farklı halleriyle karşılaşmak kesinlikle heyecan verici fakat, okuduğum en edebi, sinirli yazın! Bu adam öfke dolu! Ülkesine, topluma, cahilliğe, geri kafalılığa... Böylesi öfkeli bi' kalemi okumak doğal olarak kolay değil, karamsarlaşıp, aynı öfkeli eleştirel gözlüğün gözünüze kaydığını hissedebiliyorsunuz. Ama şu var, okumakta iken, o tehlikeli(öfkeli) uçuşun sonu kesinlikle bi' güvenlik(aydınlanma) ile bitiyor.
    Güvenliğinde dahi nice sorgulama, eğreti fikir, nefretli söylemi kullanan, irdeleyen, direnen Bernhard.. iyi ki varsın!

    "Hayatın diyalog olduğu yalandır, hayatın gerçeklik olduğunun da yalan oluşu gibi. Akla hayale sığmaz bir şey olmadığı gibi, rezilce bir mutsuzluktur, bir dehşet dönemidir, kısa da olsa uzun da, hoşnutsuzluk üretmekten ve melankoliden oluşan ... sadece milyarlara varan ölüm sebepleri, ölüm sonuçları ... Burada muazzam bir yaradılış hoşgörüsüzlüğü ile karşı karşıyayız, bizi daima umarsızlığa sevkeden, acılaştıran ve sonuçta da geberten. Yaşadık sanırız, oysa gerçekte ölmüş gitmişizdir. Tümünden bir ders aldık deriz ama olan biten itiş kakıştır sadece. Bakarız, tasarlarız, ama baktığımız ya da tasarladığımız her şeyin elimizden kayıp gittiğini seyretmek zorunda kalırız, egemenliğimiz altına almayı ya da en azından değiştirmeyi planladığımız dünyanın da elimizden kayıp gittiği gibi, geçmişin ve geleceğin de elimizden kayıp gittikleri gibi, kendi kendimizin elimizden kayıp gidişi gibi ve zamanla her şeyin bizim için imkansız olacak olması gibi. Hepimiz bir felaket halet-i ruhiyesinde yaşarız. Yapımız anarşiye eğilimli bir yapıdır. " s.75