Işıl Limae

Işıl Limae
24 yaşında, zapt edilemeyen bir hayalperest. Basılı eserlerim: Oyunbaz, Düzenbaz, Cambaz, Tutkunun Tanrısı Eserlerimi incelemek için: bkmkitap.com/isil-limae-kita... Instagram: instagram.com/isillimaei
“1600’lü yıllarda lanetlendim. Lanetlendikten sonra bedenim elimden alındı ve bana bir çocuk bedeni verildi.” Bir ayağıyla bisikletine vurdu. “Şimdi ilahlar arasında iletişimi sağlıyorum.” “Fazla paylaşımcısın.” Kaşlarım havaya fırladı. “Sanırım iyi gününde olan ilahlar da var.” “Herkes Rast kadar suratsız değil,” dedi Severi kahkaha atarken. “Bir bağ kurmaya zamanım olacak kadar bir yerde kalamıyorum, lanetimin bir yan etkisi. Anın tadını çıkarmam lazım.” Gözlerini tekrar üzerime çevirdiğinde arsız bakışlarla bedenimi baştan aşağıya süzdü. Bir çocuk bedeninde olmasaydı, bakışlardan daha da farklı anlamlar çıkarabilirdim. “Hem her gün senin gibi bir insanla karşılaşmıyorum.”
Reklam
“Ben Jinava,” dedim dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi Severi’ye çevirirken. “Rast’la anlaşma yapmış sıradan bir insanım, ilah avcısı değilim.” Severi’nin kaşları havaya kalkarken bunun saygısızlık olup olmadığını düşünmemeye çalıştım. “Ben Severi,” dedi sırıtarak. “Umut ve Güç Tanrısı. Lanetli bir tanrıyım, Rast’la kader ortağı sayılırız.”
“Hey,” dedim usulca. “Çorba içmen gerekiyor.” Rast’ın uzun kirpikleri titreşerek aralandı. Önce bana, sonra orta sehpadaki kâseye baktı. Saati anlamaya çalışırcasına kapalı perdelere baktı. Kızıl gözleri tekrar bana çevrildi. “Uyurken…” Tereddütle duraksadı. “Bana…” Dümdüz bir ifadeyle yüzüne baktım ve cümleyi tamamlamaya çabasıyla kıvranmasını izledim. “Ne demeye çalıştığını anlamadım.” “Yapmak zorunda değildin,” dedi Rast boğuk bir sesle. Sanırım bu şekilde teşekkür etmeye çalışıyordu. Ya da hâlâ neden bunu yaptığıma kafa yoruyordu. “Anlaşmamızda bana bakma zorunluluğun yok.” “Zorunda olduğum hiçbir şeyi yapmama gibi huyum var,” dedim omuz silkerek. Uzanıp kâseyi ve kaşığı elime aldım. Tek kaşımı kaldırdım. “Bu yüzden yaptım işte. Şimdilik anın tadını çıkar.”
"Bir anlaşma yapmış olsak da güçten düşmüş bir tanrının beni koruyabileceğine inanmıyorum.” “Seni bu hâlde bile koruyabilirim,” dedi kaşları daha da çatılırken. “Şu an ruhumu bir arada tutan tek şey sensin.”
Evde hissetmek ne demekti? Beni yaratan anne babamla aramdaki kan bağı mıydı? Çocukluğumun geçtiği, bölük pörçük anılarımı yutan o eski ev miydi? Hayatımın çoğunluğunu içinde geçirdiğim dört duvar mıydı? Bana aitlik hissettiren arkadaşlarımın yanı mıydı? Yoksa… Cevap daha basit yerlerde mi saklıydı? Üç saniyelik bir kahkahada, iki saniyelik bir kavuşma anında veya bir saniyelik bir haberde mi gizliydi? Beni korkutan şey soruların cevabını bilmiyor oluşum değildi. Ne de olsa, soruları cevaplamakta hiçbir zaman iyi olmamıştım. Beni korkutan şey, hayatım boyunca bir kere dahi olsun evde hissetmemekti.
Reklam