Artemis yayınları Anita Blake serisini yeni kapakları ile tekrar basıyor. Şahsen eski kapak görsellerini halen seviyorum. Yeni kapaklar da güzel ama asıl güzel yani sırt kısımları. İlk üç kitabın görseli paylaşıldı ama şimdilik ilk iki kitap satışta. Biz seriyi yeni kapaklarla tekrardan okumaya başladık. O yüzden biraz genel bilgi vereceğim seri hakkında.
Bir Anita Blake fanatiği olarak hem serinin değerinin bilinmediğini hem de seri hakkında ki genel kanının yanlış olduğunu düşünmekteyim. Urban fantastik seviyorsanız ve bu fantastik dünyada polisiye ve macera okumak istiyorsanız türünün en iyilerinden biri.
Seri şimdilik 29 kitap ve bizde en son 25. kitap olan Kızıl Ölüm yayınlandı.
İlk dokuz kitapta yetişkin içerik cinsellik yönünden az ama kanlı sahneler açısından yüksek. Bayağı kanlı sahneler de içermekte. Onuncu kitaptan sonra hem karakterler artıyor hem de harem tarzı ilişki gelişiyor.
Anita Blake bir nekromensır. Yani ölüleri diriltiyor. Bir yandan da polise doğa üstü yaratıklar hakkında bilgi veriyor ve cinayetlerin araştırılmasında yardımcı oluyor. Lakabı Cellat. Jean Claude ana vampir karakterimiz. Edward ise doğaüstü yaratıkları avlayan bir avcı. Lakabı Ölüm. Bu üç ana karakter haricinde çok fazla karakter kitaba dahil olacak. Şekil değiştirenler işin içine girecek. Spoiler olmaması için onlardan şimdilik bahsetmeyeceğim. Yazarın da Laurell K. Hamilton her kitapta çıtayı yükselttiğini düşünüyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Klişelerin kraliçesinden yine bir solukta okunacak kitapla geldim. Her zaman söylüyorum. Eğer beklentiniz tumturaklı bir polisiye gerilim ise bu yazara bulaşmayın. Fakat olayların etrafında bir bilinmezlikle ve kafa karışıklığı ile film tadında kitap okumak istiyorsanız bu yazar her daim hakkını veriyor. Klişeler bile elinde canlanıyor.
Brooks Sullivan ebeveyinleri ölünce ve oğlu Josh okulunda zorbalığa uğrayınca doğduğu kasabaya, aile evine geri döner. Fakat bulabildiğim tek iş hapishane revirinde pratisyen hemşireliktir. Burada uyulması gereken bazı kurallar vardır. En önemlisi mahkumlarla özel ilişki kurmamak. Fakat Brooke'un da büyük bir sırrı vardır. Cezaevinin azılı ve tehlikeli mahkumu Shane Nelson. Ve onun orada olmasının sebebi on yıl önce Brooke'un verdiği ifadedir.
Kısa ve akıcı bölümlerin günümüz ve geçmiş arasında gittiği bir anlatımı var. Kitabın başından itibaren bir fikir oluşuyor kafanızda. Fakat emin olmaktan çok uzaktayız. Herkes Shane'in bir manipülasyon ustası olduğunu söylüyor ama asıl manipulatör yazarımızın ta kendisi. Bizi kitap boyunca diken üzerinde tutuyor. Emin olabilecek bir done vermiyor. Herkes şüpheli bir davranış sergiliyor. Kitap boyunca asıl gerçeğin etrafında dönüp duruyorsunuz. Bazen dokunuyorsun ama asla emin olamıyorsunuz.
Brooke bana sarışın, aptal, amigo kız havası verdi. Üçüncü sınıf Amerikan filmlerinde olur ya, tam olarak o. Bunun için karakteri sevmemezlik yapmadım. Kitapta az da olsa geçmiş ile hesaplaşma ve pişmanlık izleri sezilmekte. Brooke'un niye böyle bir his verdiğine gelirsek bu kitapta geçen iki konu ile ilgili. Biri oğlunun bakıcısı Margie ile ilgili. Diğeri de Shane ile ilgili.
Yazarın kitapları ile ilgili hep aynı şeyi söylüyorum. Film gibi. Hiç sıkılmadan okuyorum. Sayfaların nasıl aktığını anlamıyorum.