Zaten hayatta ve hayatın çelişen durumlarındaki bütün aşka ilişkin olaylarda, en iyisi anlamaya çalışmamaktır; çünkü nasılsa acımasız ve beklenmedik olduklarından, mantık kurallarından çok sihirli kurallara göre belirlenir gibidirler.
Bununla beraber, toplum ne zaman geçici olarak hareketsiz kalsa, o toplumda yaşayanlar, bir daha hiçbir değişiklik olmayacağını sanırlar; tıpkı telefonun icadını gördükleri halde uçağa inanmak istememeleri gibi.
Hayatımızı bir insana göre kurarız; artık onu hayatımıza kabul edebileceğimiz an geldiğinde, o insan gelmez, sonra bizim için ölür ve biz de sadece onun için hazırlanmış olan şeyin içine haps olup yaşarız.
... oysa biz, dışarıdan taşların eklenebileceği binalara değil, dallarının bir sonraki budağını, yapraklarının bir üst tabakasını kendi özsuyundan oluşturan ağaçlara benzeriz.