Jandarmanın geldiğini duyunca bir sürü çocuk toplandı kapıya, bize öyle bir teneke çaldılar ki, gürültüsü bir ay kulaklarımızdan gitmedi. Tutukluların kokusunu alınca nasıl da habis bir kıyıcılık uyanıyor çocuklarda; bize ateş gibi yanan gözler, dudaklarında pis bir gülümsemeyle, acayip yaratıklarmışız gibi bakıyorlardı; mezbahada boğazlanan kuzuya -o kuzunun sıcak kanında kenevir sandallarını ıslatırlar-, arabanın çiğnediği köpeğe -o köpeği daha yaşıyor mu diye çubukla dürterler- ya da yatakta boğulmaya bırakılmış yeni doğmuş beş kedi yavrusuna bakar gibi bakıyorlardı, o beş kedi yavrusunu oyun olsun diye, ömürlerini biraz daha uzatarak kötülüğün keyfini çıkarmak için, acı çekmekten çok çabuk kurtulmasınlar diye zaman zaman sudan çıkarırlar…