Mehmed Akif'in bütün şiirleri elbette yaşama değerini taşımaz bugün. Tanzimat'ın kaderidir bu. Nihayet, düşünce ve inanç yapısı ne olursa olsun neticede bir Tanzimat süreği dönemin şairi olan M. Âkif de aynı ortak kadere tâbi olacaktır. Divan edebiyatının büyük şairlerinde, kalıcı lirizm, ön planda amaç olarak göründüğünden, çalışmaları bu şekilde olmuş ve bu çalışmalarda gerçekten başarıya varılmıştır. Ama Tanzimat dönemi şairlerinde fikir ön plana alınmış, toplumun, kimi zaman hatta güncel olan dertleri, tek endişe kaynağı olmuş, bu sebeple ani etki, kalıcı olmamak pahasına, uzun vadeli etkiden yeğ tutulmuştur.
"İnsanlar bazen takvayı tercih edeceğim derken fetvayı yitirir."
Fıkhi soruları cevaplayan kitaptaki bir cümle. Paragrafla ilgisini anlamadım ama dursun burada. Buna karşı bir sav bulunabilir mi? Destekleyen örnekler de olur gerçi.
At dawn in silence moves the mighty stream,
The silver-crested waves no murmur make;
But far away the avalanches wake
The rumbling echoes, dull as in a dream;
Their momentary thunders, dying, seem
To fall into the stillness, flake by flake,
And leave the hollow air with naught to break
The frozen spell of solitude supreme.
At noon unnumbered rills begin to spring
Beneath the burning sun, and all the walls
Of all the ocean-blue crevasses ring
With liquid lyrics of their waterfalls;
As if a poet's heart had felt the glow
Of sovereign love, and song began to flow.
Henry van Dyke, The Glacier