arşiv

arşiv
@ilmik
Büyüteç.
Editör-Redaktör
silsile
533 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Diller Eşit mi? - I
Eğer Yunanca böyle önemli, hakikaten böyle muazzam bir hâle gelmişse, öteki dillerden ya da birkaç yüzyıl önceki hâlinden "daha mı iyiydi"? Eğer öyleyse, hangi bakımlardan ve ne kadar daha iyiydi? Diller, değişebildikleri gibi evrim de geçirir mi? Diller arasında kıdem sırası var mı, varsa neyi temel alıyor? Bu soruların yeni olduğu söylenemez. İlkçağdan beri insanlar, dillerin göreli değeri hakkında fikir yürütüyor. 20. yüzyıldan önce çoğu insan, sıralama ölçütleri kişiden kişiye değişse de, böyle bir kıdem sırasının varlığını doğal addediyordu. Kimileri, yukarıda bahsettiğimiz türde olgulara işaret ediyordu: Belirgin bir edebiyat ve zengin bir sözcük dağarcığı. Kimileri ise dilin güçlü bir imparatorlukla bağlantılı olmasını, kalabalıklar tarafından konuşulmasını daha önemli buluyordu. Bu mesele uzun bir süre boyunca dinin alanına ait sayıldı. Tartışmaların merkezinde, Babil'de dillerin karışmasından önce konuşulan asıl dilin hangisi olduğu sorusu yer alıyordu. En rağbet gören aday İbraniceydi (başka dilleri destekleyenler de vardı). Kimi dillerin medeni ve gelişmiş, kimilerinin barbar ve ilkel olduğu görüşü tekrar tekrar nükseden bir düşünceydi ve bu mantık çizgisi 19. yüzyılda, sömürgecilik çağında Avrupa'da hakim görüş haline geldi. İngilizce ve Fransızca gibi sömürgeci dilleri elbette tanım gereği gelişkin sayılırken, sömürgelerde yerli halkların konuştuğu diller çoğunlukla ilkel olarak sınıflandırılıyordu. 20. yüzyılın ilk yarısında pek çok dilbilimci ve başka bilimciler, örneğin önde gelen antropolog Franz Boas, dilbilim olgularına ters düştükleri gibi sağlam bir gerekçeyle bu görüşlere karşı çıktı. Kuzey Amerika'nın "Yerlileri", Güney Afrika'nın "Buşmanları" ya da Avustralya "Yerlileri" gibi "ilkel" halkların konuştuğu dillerin, kelimenin hiçbir
Sayfa 110 - 111, Üçüncü Kısım, Dilin Yayılması, Yunanca - Fetih ve Kültür.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri." Beyatlı - Duyuş ve Düşünüş
Ruhu yansıtmasa yüzlere kim bakardı?
Sayfa 102
"Nasıl yazıyorsun, diyorum. Bunca cümle durup dururken mi düşüyor kâğıdın üzerine? Hangi yanından yara alıyorsun ki böyle kanıyorsun?" Ben böyle güzelsem sebebi sensin. Boynunu büktü yazıcı köle. "Ben bir şey yapmıyorum. Sadece boşluğa senin balkonuna diyememişti- bakıyorum. Manalar gözümün önünde senin müge tacının yaprakları gibi açılıyor -bu kısmı da söylememişti. Ben gitmiyorum o geliyor. Ben aramıyorum o beni buluyor. Hiç bilmediğim kelimeler dökülüyor dilimden. Hepsi de üzerime yağıyor çünkü böylesi ancak göklerden gelir. Ben sadece topluyorum." "Öyle oluyor ki Hanımefendi Sabina, dönüp bakınca bunları ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum ve ben bile şaşırıyorum. Ama elimi çabuk tutmam gerek. Arkadaki satırlarda ne kaldığını anında unutarak, az sonra ne yazacağımı ben de bilmeyerek yazıyorum çünkü. Bu düşündüğümü bir daha düşünemeyeceğimden, bu hissettiğimi bir daha hissedemeyeceğimden kaygılanarak yazıyorum. Birini yazarken öbürünü yitirmekten, yazdıklarımın satırın öbür ucundan silineceğinden korkuyorum. Bazen kalemin hızı yetmiyor. Birini yakalasam diğerini kaybediyorum. Kalan kalıyor, gidenlere ne oluyor bilmiyorum. Her şey düşünce ile kâğıt arasında, kâğıtla kalemin ucundan dökülen çengelli harflerin ortasında oluyor. Cümlenin başlangıcıyla bitişi arasında bile değişerek yazıyorum." "An gelir duyguya da kelimeye de doyduğunu zanneder insan. Öyle bir an geliyor, tamam diyorum, bu testi daha fazla su almaz çünkü doldu. Fakat ertesi sabah cevheri içimde taptaze buluyorum. Çünkü bu taşkın, adlandıramadığımız hatıralar ve rüyalar gibi gölgelerimizi hareket ettiren ışığın da geldiği o ortak havzadan, bütün ırmakların doğduğu o ortak kaynaktan gelir. Yeniden yazıyorum ve yeniden bitmiyor. Her yazdığım bir öncekinin hem devamı oluyor hem de tekrarı. Ama
Sayfa 85 - 86
...adını söyleyemiyorsam ama harflerle yazıyorsam bu dünyada yalnız olmadığımıza bizi ikna eden kelimeler değilse nedir? Ama kederli kelimeler vardır ve benimkiler onlardandır. Kâğıt üzerine çekilen harfin çizgisi ruhun resmini yansıtır. Kararlı, değişken, cesur. Benim harflerim Hanımefendi Sabina hem korkulu hem coşkuludur. Harfler, bir anlamları olmasa bile ruhu yansıttıkları için...
Sayfa 73