Biz insanlar, hepi topu yetmiş yıllık bir
ömrü, tutunacak dal, sığınacak liman, boğulacak deniz aramaya harcayan zavallıcıklar; türlü hatalara diyet niyetine ömrümüzü eritiyor, labirentteki fareler misali çıkış yolları ararken, kaybolmanın
ve kaybetmenin kederinden, bulmanın neşesine daireler çiziyor olabilir miydik?
Hiçbir şey planlandığı gibi gitmez, hayattan öğrendiğim bir ders varsa budur. Tahsil etmek için bolca imkanım oldu ama neticede yaşamak biraz da bildiklerini anlamazdan gelme sanatı.
Ama siz insanlar da ne kolay alışıyorsunuz
be. Yabancılara bile. Hatta hep yabancılara. Sonra da aslında hiç gelmemiş birilerinin gidişine üzülerek geçiyor hayatınız.
Enayilik resmen, başka şey değil.
Çünkü insan denen illet, bütün o fiyakasının ardında, vurulmayı bekleyen sakat bir at yalnızlığına nöbet tutuyor. Evrendeki en hacimli kalabalığı, yalnızlıktan gebermek üzere olan insanlar oluşturuyor.