tüylerimi diken diken etmesine ve içime işlemiş olan o eski nefret duygusuna karşın joan beni büyülüyordu. mars'tan gelen birini ya da siğilli bir kurbağayı izlemek gibi bir şeydi. ne düşünceleri benim düşüncelerim ne de duyguları benim duygularımdı, ama onun düşünceleri ve duyguları benimkilerin çarpık, siyah bir yansımasıymış görünecek kadar birbirimize yakındık
nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatrınızı sorup, "iyiyim," demenizi beklemeleridir.
"berbat hissediyorum."
sanki asıl öldürmek istediğim şey o derinin altında ya da başparmağımın altında atan o ince mavi damarda değil, başka bir yerde, daha derinde, daha gizli ve ulaşılması çok daha güç bir yerdeydi