–sizi seviyorum!
sesinde öyle bir samimiyet vardı ki, büyük bir şaka gibi bitirmek istediğim ve beklediğim bu itirafla birdenbire eğlenecek kudreti kendimde bulamadım
ömrümde bu kadar zaman kederli, hüzünlü, sıkıntılı ve asi olduğum günler geçmemişti. yalnız kalabilecek bir arşın yer bulabilsem, hatta mezar olsa sükunla uzanacak ve onu nihayet ödeyecektim
hasan bey, şehirlerin erkeği değildi. onun için beyabanlarda, tehlikede, ateşte insana eş olmalıydı. o kadar iptidai, fakat tabiattan gelen bir kudreti vardı ki ertesi sabah bana evlenme teklifi ederse kabul etmeye, saffet'i, azize'yi, her şeyi tepmeye, fırlatıp atmaya karar verdikten sonra, parmaklarıma parmaklarının sarılışındaki tahakkümü, sesindeki hararetli ve ateşli zulmü, ateşli gözlerindeki arzusunun ıstırap veren, acıtan hatırasını unuttum ve parça parça oluncaya kadar dayak yemiş bir adam gibi uyudum
–kaçmak adetim değildir, dedim. fakat her yarışta berabere kalacağımıza kanaatim var
...
+bu berabere kalmaktan seni memnun görmüyorum zeyno, yoksa galip olmak mı istiyordun?
–o çok feci olurdu baba. belki kalp ağrısı o zaman öldüren bir ağrı olurdu.
+mağlup olmak ister miydin?
–kim bilir!
... ömrümde hiçbir insan gözü bana bu kadar hayretle ve incizapla bakmadı ve ömrümde bir bakıştan bu kadar hem sıkılıp hem de mağrur olduğumu hissetmedim