Bir eski düşün peşinden koşmak, şarkıları, dizeleri, kovulmuşlukları, tükenmişlikleri, tüm küskünlükleri, oyalanmaları ve anlatamamaları yaşamak meselesiydi çünkü, şimdi bunu da söylemeliyim. Sonra tuttum, İstanbul'da bir deniz manzarası düşündüm. Ben bu denizi anlatabilirim, dedim, anlatamadım. Oysa denize hep sevmiştim, hep bir yerlere gitmek istemiştim. Durdum, düşündüm. Seneler sonra bir plakta Léo Ferré aynı şarkıyı söylüyordu. Aynı şarkıyı mı? Durdum, düşündüm. Vazgeçtim anlatamazdım...
Bir yer için, içimde bir kez daha bir şeyler yıkılmıştı. İçimizde, bir yerler için de hiçbir zaman ayrılamayacağımıza inandığımız insanlar için de, günün birinde, adını kolay kolay koyamayacağımız bir şeyler yıkılabiliyordu. O yerleri de, o insanları da, yeni hikayelerimizin çağrısıyla, biraz da ayırdına varmaksızın, yavaş yavaş terk ediyorduk çünkü sonuçta.
Hayat bana, duyguların hiçbir zaman değişmeyeceğine, değişmemesi gerektiğine inanmanın ne kadar anlamsız ve güvenilmeyecek bir temele oturduğunu öğretti.