• Baban bunları çok iyi biliyordu ve bir Arabı başka bir Arabdan daha fazla kimsenin aldatamıyacağını ve bir Araba başka bir Arabdan daha fazla kimsenin düşmanlık edemiyeceğini kabul ederdi. Sizin selâmetiniz musevilerle elbirliği yapmakta olduğuna iman etmişti.
    Leon Uris
    Sayfa 179 - Akay Kitabevi - 1960
  • Ben, imân haykıran,sessizliğinde imân çınlayan şehirlerin mimarı olmalıyım
  • Evet ehl-i iman (inananlar,müminler)için ölüm rahmet kapısıdır , ehl-i dalâlet ( inanmayanlar) için zulümat-ı ebediye (sonsuz karanlıklar) kuyusudur.
  • - İnsan sevdiğini görmediğinde aşk biter mi ?
    -Düşünsene, Tanrı'yı bir kez bile görmedik ama onu seviyoruz.
    -Ama benimki o tür bir sevgi değil, Sarah
    - Belki de başka tür sevgi yok, Maurice.
    Aşk, bir insanı Tanrı'yı sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına bağlı kalmak mı?
    ***
    Bir dokunuşa, bir bakışa, bir sese, bir işarete muhtaç olmadan, onu besleyecek bir bedene, bir vaade, bir ümide ihtiyaç duymadan, tek başına da sürebilecek kadar güçlü bir sevgi mi aşk ?
    ***
    "Sevmeye devam edebilmek için onu görmeliyim" demeyecek kadar büyük bir iman, büyük bir bağlanma mı?
    Bir ruhun bir başka ruha sarılması ve bu sarılışı bir bedene gerek duymadan da sürdürebilme mi?
  • Allah'a ,Ahiret gününe,meleklere, kitaplara,peygamberlere iman etmiş olur ve malını seve seve karabet sahiplerine,yetimlere ,yoksullara,yolculara,dilenenlere verir,ve esirleri azat eder ve namazını kılar,zekatını verir,ahidlerini yerine getirir ve ihtiyaç, hastalık, ve şiddetli savaş hallerinde sabırlı bulunurlarsa işte sadık olanlarda onlardır.
  • Hayy bin Yakzân, insanların ahvâlini ve büyük çoğunluğunun tıpkı hayvanlar gibi idrâk kuvvetinden yoksun olduğunu görünce,

    elçinin söylediklerinin ve şeriatın buyurduklarının ne denli hikmet ve hidâyet üzere olduğunu anladı. Avam için bundan daha hikmetli bir yol mümkün olamazdı. Onlardan şeriatte zikredilenlerden daha fazlasını beklemenin hiçbir anlamı yoktu. Her bir iş için ayrı ayrı insan yaratılmıştı ve her insan hangi iş için yaratılmışsa, o iş için gereken yetenekle donatılmıştı. Bu Cenâb-ı Hakk'ın süregelen yolu ve yasasıydı. Onun sünnetinde sonsuza değin hiçbir değişiklik olmaz.

    Hayy, bunları düşündükten sonra Salaman ve arkadaşlarının yanına giderek söylediklerinden ötürü özür diledi. Söylediklerinin hatalı olduğunu anladığını ve kendilerinin görüşleriyle hemfikir olduğunu bildirdi. Onlara şeriatin belirlediği çerçeve dışına çıkmamalarını, zâhiri yükümlülüklerini eda eylemelerini, amaçlarıyla uyuşmayan şeylerle uğraşmamalarını, müteşâbih sözlere olduğu gibi iman etmelerini, bid'atten, heva ve hevesten yüzçevirmelerini, selef-i sâlihîne uymalannı, şeriatte bulunmadığı hâlde sonradan uydurulan şeyleri terk etmelerini, halkın câhil kesimi gibi şeriati ihmal ederek dünyaya teveccüh etmemelerini salık verdi.

    Hayy ve Absal, şeriati kabul eden, fakat bazı eksikleri bulunan, tuttuklan yoldan başka yol bilmeyen bu insanlar için başkaca bir yol olmadığım çok iyi anlamışlardı. Bu yoldan uzaklaştırılıp müşâhedenin zirvesine çıkarılmak istendiğinde, sonsuz mutluluğa ulaşmaları şöyle dursun, hâlihazırdaki durumları bile bozulabilirdi. Tepetaklak yuvarlanabilirler, sonlan daha vahim olabilirdi. Eğer ölerek ilm-i yakîne erişinceyedeğin bulundukları hâl üzere kalırlarsa, kötü sondan kurtulup ashâb-l yemîn (amel defterleri sağ taraftan verilenler) safına katılabilirlerdi.

    Fakat Allah'a en yakın olanlar ve en yüce makamlara erişenler, zâhirî ve bâtınî güçlerinin olancasıyla nefisleriyle savaşarak herkesi geride bırakan kimseler olacaktır.

    Yakzân oğlu Hayy ve Absal, Salaman ve arkadaşlarıyla vedalaşarak, onlardan ayrıldılar. Ve dünyevî şeylerin her türlüsünden soyutlanabildikleri adaya dönmek için çare düşünmeye başladılar, Cenâb-l Hak bir vesileyle onların adaya kavuşmalarım sağladı,
    Hayy, önceden uyguladığı yöntemle çalışa çalışa eski makamına erişti. Absal da onun tuttuğu yolu izleyerek onun makamına yakın derecelere yükseldi. Hatta hemen hemen ona yetişti İkisi de ÖlÜnceye kadar adada Tanrı'ya kulluk eylediler.
    İbn Tufeyl
    Sayfa 85 - insan yayınları
  • Hayyam, bütün bunları görünce kesin olarak anladı ki, mükaşefe yoluyla erişilen bilgilerin onlara aktarılması olası değil; onlardan oruç,, namaz,hac,, zekât gibi yükümlülüklerden, belirlenmiş miktardan fazlasını beklemenin bir anlamı yok. Büyük bir çoğunluğun şeriate ilgi duyuşu mâişetlerini sağlamak, güvenlik içinde yaşamak, haklarını tecavüzden korumak içindi.

    Uhrevî saâdete ancak iman edip, ahiret ekinini dileyen, ve ona yaraşır şekilde çalışıp çabalayanâ azınlık erişebilir; azgınlık vadisine sapıp, dünya hayatını ahirete yeğleyenlerin dönecekleri yer ise ancak cehennemdir.

    Böylesine bozguncu, böylesine isyankâr insanların bu eylemlerinden daha fazla hüsranı hak eden bir eylem var mıdır? Bütün gayesi mal biriktirmek, yemek, içmek, şehvetlerini tatmin etmek, içindeki kin ve nefreti dindirmek için insanları azarlamak, makam-mevkii peşinde koşmak, dinî amelleri işleyerek insanların gözünü boyamak gibi şeylerden öte bir şey düşünmeyen bir insandan daha ziyade ziyanda olan bir kişi tasavvur edilebilir mi?

    Bu şeylerin tümü, koskoca bir ummanda üst üste binmiş karanlıklara benzer. Bu karanlıklar içinde boğulmak, böylesi insanlar için Tanrı'nın takdiriyle kaçınılmaz olmuştur.
    İbn-i Sina
    Sayfa 85 - İnsan yayınları