Bu fotoğraf evimde bir yıldır buzdolabıma aslı halde duruyor. Rojin’in katledilmesinin ardından artık çıkaramayacağı sesi olmak ve sıradaki olmamak için yaptığımız yürüyüşte yakama takmıştım ve eve gelince atmaya kıyamayıp dolabıma yapıştırdım…
Bugün tam bir yıl oldu… Rojin hayatının baharında hayalleri olan gencecik bir insandı. Katiller onu öldürüp intihar süsü verip elini kolunu sallaya sallaya gezerken Rojin hayattan koparıldı…
Çok üzgünüm… çok öfkeliyim… gerçekten bunları yazarken bile gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Bir kadın olarak böylesi korkunç bir dönemde cinayetlerin her geçe gün arttığı ve erkek terörünün hakim olduğu bir toplumda yaşıyor olmaktan nefret ediyorum.
Hepimiz biliyoruz ki kadın cinayetleri politiktir!
Ölü duvarlar. İnsanın soluğunu daraltan duvarlar. Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı.
Kent sokaklarında çıkan her benlik değiştirilmiş, takınılmış bir kişilik değil mi. Duvarlar gerisinde en çok kendimiz olmuyor muyuz. En çok duvarlar arasında direnmiyor, en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz. Duvarlar ardında bu doyumsuz yaşamdan soluklar alarak ve alamayarak ayrılmayacak mıyız.