Sen, ben ve balkonda saksımız:
Hamarat Elizabet. İşte ilk üçgeni yapının.
Ne eski, ne yeni. Sanki yazgımızın
En saydam dakikası titriyor
Göçebe denizin üstünde. Farkında değiliz.
Taşın sesi insan sesine benziyor.
Balkondaki saksı, bir bakıyorsun,
Bulutun yerini almış. Bulutlar
Atlara dönüşüyor köpük içinde.
Ve seninle ben koşuyoruz, önümüzde
Demin kör bir çocuğun baktığı
Yaşlı mürver ağacını sallayan kırmızı bir kuş.
Sonra bulut gene saksı oluyor, atlar
Solumaya başlıyorlar, dinleniyoruz, kulaklarımızda
Duvarların çözülmeyen sözleri gibi
Bir mırıltı. Bugünün, bu sabahın.
Ne anımsama, ne unutuş. Bir ucucalık,
Kıyıların al rengi kokuları ile
Kötürüm bir bülbülün şakıması gibi büyüyen
Bakışlarımızın ağır simgelerinde.
Ve ben sana göçüyorum an an
Göçüp dönüyorum titreşim gibi,
Arıyorum dudaklarının taşını,
Arıyorum yağmurla yazdığım adını.
Bir yok oluyorsun sen, kendi vadinin
Yarıklarında, bir fışkırıyorsun
Yok olan vadinin üstüne.
Kaç kez yitiyorum ben kendi kendime.
İşte hepsi bu. Ne eski, ne yeni.
Yazgımızın en saydam dakikası sanki.