Bilge Karasu, "Narla incire Gazel"de dünyayı güzel görüp belli bir konu ya da olay olmaksızın naif bir anlatımla eserini kaleme almıştır. İnsan ve hayvanların gözlemlendiği kısa bir yolculuk hikayesi de diyebiliriz. Gerçek ile kurmaca arasında gidip gelen kurmaca bi yapıttır. Enfes tanımlarla ( sevi, küskünlük, özgürlük, yaşam gibi) aşırı nitelikli soruların yer aldığı 6 bölümden oluşan deneme türünde okunulası bir kitaptır. Bonus olarak, okuyanı dinginleştiren bi eserdir.
Her yer, eksiksiz her yer, alevler içinde. Batı kıyısından doğu kıyısına dek her şey yanıyor. Ağaçlar, çalılar, evler, hayvanlar. İnsanlar kaçmış hep. Çatırdılardan, taşların çatlamasından, ağaçların devrilmesinden başka herhangi bir ses işitemiyoruz. İkimizden başka kimse kalmamış gibi bu dünyanın sonuna. Dipte, sahnede tutuşmuş birkaç çalı var. Onlar önemsiz. Sahne duvarının ardındaki bitki örtüsü de alevler içinde, duvardan fırlamış bir iki incir de. Yangın burada bize ulaşamaz, burası yıkılamaz. Ateşin ortasında bir ada. Gülümsüyorsun, gülümsüyorum. Bu kıyamet dışımızda koptu, tek seyircisi biziz. Sanki hep burada kalacağız artık. Bu cehennem sıcağında. Gün doğduğunda tüten yerler var hala ama ateş sönmüş. Ara ara duvarlardan biri gümbürtüyle yıkılıyor. Kemerse, yerinde duruyor. Bir yıkımı daha atlatmış demektir. Şimdi çıkıp gideceğiz. Geride bıraktığımız, bize yılar boyu mutluluk vermiş bir güzelliğin yıkıntısı. Kurtarmak için parmağımızı bile oynatmağa davranmadığımızdan yıkılıp yok olmuş bir güzellik. Bir güzellik daha, demek gerekir. Yaşamak, durmadan, ardında yıkıntılar bırakarak bir yerden bir yere gittiğimizi sanmak mıdır?
Sevdiklerimizi, alıştıklarımızı görmekten vazgeçme kararı ancak uzun kararsızlıklardan doğabilir. Bir daha inandırmağa çalışıyoruz kendimizi; değişiklerin, değişmemesi gerekeni (çünkü değişmemesi gerekenler olduğuna inanmaktan vazgeçmiyoruz; sevmek, bağlanmak, ancak böyle bir temele oturtulabilir, diyoruz; temel değerlerden söz açmadan edemiyoruz) bastırmış olamayacağına..