Belli ki geçmişin gücünü küçümsemişti. İzleri çok derinlere iniyordu, kolayca bir kenara atılamazdı, şimdiki zamanı çarpıtıyor, duygularını ve hareketlerini muazzam şekilde etkiliyordu.
Deneyimlerim sonucunda bizi kuşatan olağan sosyal hayatın boş ve anlamsız olduğunu öğrendikten; korkularımın hiçbir nesnesinin içlerinde iyi veya kötü herhangi bir şey barındırmadığını, yalnızca zihnin onlardan ne kadar etkilendiğinin önemli olduğunu gördükten sonra, nihayet zihni tek başına, başka her şeyi dışarıda bırakarak etkileyebilecek, kendini ifade etme gücüne sahip gerçek bir iyinin olup olmadığını; hatta keşfedilmesi ve ona erişebilmem halinde beni sürekli, aşırı ve sonu gelmez bir biçimde mutlu edebilecek herhangi bir şeyin olası mevcudiyetini sorgulamaya karar verdim.
Seneca adında Romalı bir filozofun yazdığı bir bölümü okudum, şöyle diyordu: 'Hiçbir korku, kendini ölüm korkusundan arındırmış bir kalbe girmeye cesaret edemez.' Başka bir deyişle, ölüm korkusunun üstesinden geldikten sonra bütün korkuların üstesinden gelebilirsin.
Sana bilge bir Yunan düşünür olan Epikür'ün fikirlerinden bazılarını söyleyeyim. O da her aklı başında insan gibi öteki dünya olmadığını ve hayatımızı olabildiğince huzurlu ve keyifli geçirmemiz gerektiğine inanıyordu. Hayatın amacı nedir? Epikür buna ataraxiaya ulaşmak cevabını veriyor; bunu 'dinginlik' diye çevirebiliriz ya da duygusal stresten kurtulmak. Epikür bilge bir insanın ihtiyaçlarının çok az olduğunu ve kolayca tatmin olduğunu, ama mesela senin amcan gibi güç ve zenginlik için bitmek bilmeyen bir istek duyanların, açgözlükleri yüzünden ataraxiaya asla ulaşamayacaklarını söylüyor. Sen ne kadar çok şeye sahip olursan, onlar sana o kadar çok sahip oluyor.
Meydana gelen her şey, değişmez doğa kanunlarının bir sonucudur. Biz de doğanın bir parçasıyız, bu deterministik kanunlara bağlıyız. Dahası doğa sınırsız şekilde karmaşıktır. Onun ifadesiyle doğanın sınırsız sayıda sıfatı veya tavrı vardır ve insanlar bunlardan sadece ikisini, düşünce ve materyal özü anlayabilirler.