Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı ve sonunda okudum: Siddhartha.
Ve şunu söyleyebilirim… bu kitap okunmuyor, yaşanıyor.
Siddhartha’nın yolculuğu bana şunu çok net hissettirdi:
İnsan her şeyi doğru yapsa bile, her şeyi bilse bile… yine de kendini bulamayabiliyor. Çünkü bazı şeyler öğrenilmiyor, sadece yaşanıyor.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey şuydu:
Siddhartha hiçbir yola körü körüne girmiyor. Her şeyi bilinçli seçiyor, deneyimliyor, hatta ustalaşıyor… ama sonra “bu değil” diyebilecek cesareti de gösteriyor. Bence asıl olgunluk tam olarak bu.
Samanalarla kendinden kaçıyor, Buda’yla gerçeği görüyor ama yine de onun yolunu seçmiyor. Sonra dünyevi hayata giriyor, zevki, parayı, aşkı yaşıyor… ve orada da kayboluyor. Ama hiçbir deneyim boşa gitmiyor. Hepsi onu biraz daha kendine yaklaştırıyor.
Kitap bana şu soruyu sordurdu:
“Gerçekten kendi yolumda mı yürüyorum, yoksa bana öğretilen bir hayatı mı yaşıyorum?”
Ve belki de en vurucu tarafı şu:
Özgürlük sandığımız şeyler bile bazen başka bir bağa dönüşebiliyor.
Siddhartha’nın yolculuğu boyunca şunu fark ettim; olgunluk bir anda gelen bir şey değil. Her düşüş, her sapma, her arayış onun bir parçası. Ve en sonunda ulaştığı dinginlik… aslında arayarak değil, yaşayarak geliyor.
Uzun zamandır bu kadar düşündüren, bu kadar içime dokunan bir kitap okumamıştım.
Kesinlikle doğru zamanda okuduğumu hissediyorum