İnayet Duyar

Puan vermedi·610 syf.··
2026 28. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 15:18
Billy Milligan… Bu kitapla ilişkim biraz karmaşıktı. Uzun zamandır okurken hem bu kadar keyif aldığım hem de bu kadar zorlandığım bir kitap olmamıştı. İlk sayfalarda karakterler birbirine girdi, kim kimdi takip etmekte zorlandım. Hatta birkaç kez sıkıldım ve bırakmayı düşündüm. Ama sayfalar ilerledikçe kitap beni yavaş yavaş içine çekti. Aslında kitabın en etkileyici tarafı çoklu kişilik bozukluğu değildi benim için. Arthur, Ragen, Allen ve diğerleri ilgi çekiciydi ama ben sürekli Billy’nin kendisine odaklandım. Daha doğrusu Billy’nin içindeki küçük çocuğa. Bir insanın çocukluk döneminde maruz kaldığı ihmalin, istismarın ve sevgisizliğin hayatını ne kadar karartabileceğini tüm çıplaklığıyla gördüm. Kitabı okurken kendime sürekli şu soruyu sordum: Toplum haklı mı? Suç işlemiş, tehlikeli kabul edilen bir insanın karşısında olsaydım ben ne hissederdim? Bir yandan Billy’ye üzülürken bir yandan toplumun korkusunu da anladım. Bu yüzden kitap boyunca tek bir tarafa tamamen hak veremedim. En sevdiğim taraflarından biri ise olayın bilimsel yönü oldu. Çünkü okurken sürekli “Ya gerçekten numara yapıyorsa?” sorusu aklımdaydı. Kitabın sonunda verilen bilimsel veriler ve araştırmalar bu açıdan oldukça etkileyiciydi. Sonunu sevip sevmediğime hâlâ tam karar verebilmiş değilim. Sanırım gerçek bir hikâye olmasının dezavantajı buydu. Bir roman gibi tatmin edici bir final bekledim ama hayat her zaman öyle işlemiyor. Kitabı kapattığımda aklımda kalan şey Billy’nin sonundan çok, onu o noktaya getiren yol oldu. Belki okumasam da olurdu dediğim anlar oldu. Ama bugün dönüp baktığımda iyi ki okumuşum diyorum. Çünkü bana bir hastalıktan çok, korunamayan bir çocuğun hikâyesini anlattı.
Billy Milligan’ın ZihinleriDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 2020982 okunma
Reklam
Puan vermedi·368 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 13:43
Kadın Psikolojisi – Nevzat Tarhan Nevzat Tarhan, daha önce kitaplarını severek okuduğum ve düşünce dünyasını değerli bulduğum yazarlardan biriydi. Bu yüzden bu kitaba da büyük bir beklentiyle başladım. Ancak ne yazık ki benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey; yüzeysellik, tekrar ve yoğun genellemelerdi. Kadın ve erkek arasındaki farklar anlatılırken psikolojik derinlikten çok geleneksel toplumsal cinsiyet normlarının merkeze alındığını hissettim. Yer yer anti-feminist bir alt metin vardı ve birçok bölümde “kadını anlamaya çalışan” bir yaklaşım yerine, kadın davranışlarını yorumlayan ve sınır çizen bir dil hâkimdi. Ben bu kitabı okurken kadın psikolojisine dair daha derin, daha empatik ve daha akademik bir yaklaşım bekliyordum. Aldatılmanın kadın üzerindeki etkileri, kadınların toplumsal baskılar karşısında yaşadığı duygular, değersizlik hissi, beden algısı, ilişki dinamikleri gibi konuların psikolojik açıdan ele alınmasını isterdim. Ancak kitapta psikolojiden çok kişisel yorumlar ve kesin yargılar ön plandaydı. Bazı bölümlerde erkeklere kadınlar hakkında öğüt verilmesi ve “şöyle davranan kadınlara böyle davranılmalı” gibi ifadeler beni oldukça rahatsız etti. Özellikle toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları üzerine akademik olarak da düşünen biri olarak, birçok noktada kitaba katılmadım. Belki bir erkek okur için “kadınları anlamaya çalışan” bir kitap gibi gelebilir; ancak ben bir kadın okur olarak kendimi anlaşılmış değil, yer yer yargılanmış hissettim.
Kadın PsikolojisiNevzat Tarhan · Timaş Yayınları · 20212,087 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 00:00
“Hamnet”in yazarından okuduğum ikinci kitaptı. Sırları olan aileler her zaman vardır ama Lennox ailesinin sırrının adı Esme’ydi. Tam 62 yıl boyunca bir akıl hastanesinde unutulan, yok sayılan bir kadın… Hastane kapanınca geriye yalnızca Alzheimer hastası kız kardeşi ve onun torunu Iris kalıyor. Iris ise bir anda varlığından bile haberdar olmadığı büyük teyzesinin gerçeğiyle yüzleşmek ve onun sorumluluğunu almak zorunda kalıyor. Esme, hayatı elinden alınmış bir kadın aslında. Ve ona bunu yapan kişi kendi kardeşi. Kitabın en çarpıcı yanı da buydu benim için; bazen insanı en derin yaralayan şey yabancılar değil, aile oluyor. Kitaba kötü diyemem, aksine oldukça hüzünlü ve etkileyici bir hikâyesi vardı. Ama “Hamnet”in bende bıraktığı o yoğun duygu yükünü burada hissedemedim. Yaşananlar çok acıklı olmasına rağmen, sanki duygular cümlelerden bana tam olarak geçmedi. Yine de unutulmuş kadınların, susturulan hayatların hikâyelerini okumayı sevenler için etkileyici bir roman olduğunu düşünüyorum.
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20242,983 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 00:00
Bir kitabı okurken genelde bir yere varmak isterim. Bir hikâyeye, bir duyguya, bir karaktere… Ayna İçinde Ayna ise bana sürekli şunu yaptı: yoldaymışım gibi hissettirdi ama nereye gittiğimi hiç söylemedi. Kitabı ilk elime aldığımda kapak beni içine çekti. Sonra öyküler başladı… ve ben kendimi bir anda rüyaların içinde buldum. Parça parça, kopuk, bazen anlamsız gibi duran sahneler. İlk başta “ben mi anlamıyorum?” hissi geldi. Ama sayfalar ilerledikçe fark ettim ki mesele anlamak değilmiş. Bu kitapta her öykü bir oda gibi: Birinde çöl var, birinde sarmaşıklar, birinde ateş. Ama aslında hepsi aynı yere çıkıyor. Aynı insanın farklı halleri gibi. Okurken bazı anlarda durup “bu benim hissettiğim şey” dedim. Özellikle o bitmeyen yol, o ulaşamama hali… insanın kendi içinde sıkışıp kalması gibi. Ama… Tüm bunlara rağmen kitapla tam bir bağ kurabildim mi? Hayır. Çünkü bu kitap sana yaklaşmıyor, seni içine almıyor. Bir mesafesi var. Sürekli düşünmeni istiyor ama seni duygusal olarak tutmuyor. Bazı öyküler gerçekten çok çarpıcıydı, bazı cümleler uzun süre aklımda kaldı. Ama bütün olarak baktığımda sanki parçalar çok iyi, ama bir araya geldiklerinde eksik bir şey var gibi hissettirdi. Belki de bu kitabın meselesi tam olarak bu: Bir bütün olmamak. Bir labirent gibi kalmak. Son sayfayı kapattığımda şunu düşündüm: Güzel anlar yaşadım ama yoruldum da. Yine de şunu söyleyebilirim, bu kitap sıradan değil. Herkese hitap etmeye çalışmıyor. Belki de bu yüzden bazı anlarda çok derin, bazı anlarda ise fazlasıyla uzak. Benim için: okunmuş, üzerine düşünülmüş ama tam kalbe oturmamış bir kitap oldu.
Ayna İçinde AynaMichael Ende · Pegasus Yayınları · 2021105 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 00:00
Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı ve sonunda okudum: Siddhartha. Ve şunu söyleyebilirim… bu kitap okunmuyor, yaşanıyor. Siddhartha’nın yolculuğu bana şunu çok net hissettirdi: İnsan her şeyi doğru yapsa bile, her şeyi bilse bile… yine de kendini bulamayabiliyor. Çünkü bazı şeyler öğrenilmiyor, sadece yaşanıyor. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey şuydu: Siddhartha hiçbir yola körü körüne girmiyor. Her şeyi bilinçli seçiyor, deneyimliyor, hatta ustalaşıyor… ama sonra “bu değil” diyebilecek cesareti de gösteriyor. Bence asıl olgunluk tam olarak bu. Samanalarla kendinden kaçıyor, Buda’yla gerçeği görüyor ama yine de onun yolunu seçmiyor. Sonra dünyevi hayata giriyor, zevki, parayı, aşkı yaşıyor… ve orada da kayboluyor. Ama hiçbir deneyim boşa gitmiyor. Hepsi onu biraz daha kendine yaklaştırıyor. Kitap bana şu soruyu sordurdu: “Gerçekten kendi yolumda mı yürüyorum, yoksa bana öğretilen bir hayatı mı yaşıyorum?” Ve belki de en vurucu tarafı şu: Özgürlük sandığımız şeyler bile bazen başka bir bağa dönüşebiliyor. Siddhartha’nın yolculuğu boyunca şunu fark ettim; olgunluk bir anda gelen bir şey değil. Her düşüş, her sapma, her arayış onun bir parçası. Ve en sonunda ulaştığı dinginlik… aslında arayarak değil, yaşayarak geliyor. Uzun zamandır bu kadar düşündüren, bu kadar içime dokunan bir kitap okumamıştım. Kesinlikle doğru zamanda okuduğumu hissediyorum
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma
Reklam