• Hakikati buldum diye ortalığı yıkanların ekseriyeti yarın bu 'hakikate' küfredecektir. Hakikat özneldir sizi bağlar .Kalkıp da hakikatinizi başkalarına dayatmayın.Ha 'hakikat nedir?' diye de
    sormayın,çünkü bilmiyorum.Hindistan'da doğsa budist rahip olacak olan adam buradan din pazarlıyor.İyi de kardeşim sana sormazlar mı 'sen mi buldun bunu?' diye. 'İnsan', insan kalabildiği sürece onuru, güzelliği, erdemi aramalıdır. Sağlıcakla kalın..

    Not: Amacım kimseyi incitmek değil.Ancak birbirimizi biraz rahat bırakmayı bilmeliyiz.
  • İnsanlar neden insanları incitmek ister? Dünyada yeterince incitecek şey yokmuş gibi.
  • "İnsanlar neden insanları incitmek ister? Dünyada yeterince incitecek şey yokmuş gibi."
  • Gerçeği söylemenin tek yolu başkalarını incitmek miydi? Gerçek, kelimeler daha dikkatli seçilerek anlatılamaz mıydı? Doğrular selim bir anlatım yolunu hak etmiyor muydu?
  • - Şu kadar yıldır bu perdede seni pataklayıp duruyorum ya Hacivat, inan hiç isteyerek yapmadım. Bilirsin karıncayı bile incitmek istemem ben... Hele senin gibi bir dostu, hiç istemem...
    - Öyleyse niye yaptın Karagözüm?
    - Bizi izleyen çocuklar gülsün diye... Çünkü çocukların kahkahaları, dünyanın en güzel seslerinden biridir dostum...
    Kolektif
    ALİ BURHAN EREN/SON OYUN
  • *Su; çöl olursa bir gün, kıyamet kurtuluşu olur göğün!

    Güney yarım küresinde hayal dünyamızın
    Sen, ben ve oldukça tropikal bir masal…
    Burada tam da bu yaşam kesitinde ömrümün
    Kim bilir afrodizyak etkili bir akşamın pencere seyrinde belki
    Sırtında çuval çuval kederle önümden geçiyorsun
    İlk kez böyle bir gerçeklikle karşılaşıyor gözlerim benim
    Öylesine mert, alın teri âlemlere bedel, öyle mahzun…

    -Nereden öğrenirim emekçinin tarihçesini? 
    -Her emekçinin avuç içinde muhakkak yazılıdır zaten…

    Hani o anadan doğma halde leğene oturtularak
    Kafasına tas vurula vurula yıkanan çocuklardandın
    Sonra malum o elektrik yoksunluğunda
    Odanın hâkim köşesine konuşlanan mumun sonsuz yalazında
    Ta İnkalardan beri söylenegelen efsanelerle uykuya dalardın
    Adıyla ancak atlaslardaki küçük bir paragrafta
    Ya da felaket haberlerinde rastlaştığım o hüzünkâr ülkende
    Ruhun günbegün nasır tutarken, sen ise öfkeyle büyüyordun
    Had bildirme merkezlerinde çalışmış
    Kel başa şimşir tarak uygulamalarının hepsine katılmış
    Feleğin kurduğu tüm çakralardan sıyrıksız geçmiştin
    Şimdilerde iyi niyetlerinin sömürüldüğü bir kahve fabrikasında
    Egosu gelişmiş ve de birleşmiş milletler için
    O burjuvazi hanım teyzeler mocha içebilsin diye kafelerde
    Avuç patlatıyordun tabir-i caizse
    Evde annen çorbanın altını yakmıştır çoktan, mesai bitiminde
    Ve sen pillerini defalarca dişlediğin o walkmanın ile
    Kulak tıkıyordun adeta çevrendeki olmazlara
    İlkokul öğretmeninin sınıftaki herkese dağıttığı
    Senin de dinlemekten hiç usanmadığın o kasette
    “Yalnızlık da bir ilişki çeşididir
    Kendinlesindir, dinlersin yeniden tanırsın belki seni
    Bazen koskoca kâinata sığamayacak ölçütteyken
    Zerre kadarsındır bazen de
    Birini özlemenin şiddetidir sanki tenine dokunan
    -ki seninle sevişmenin en can alıcı yanı nedir biliyor musun? 
    O sıra senin de orada bulunman…” diyordu şair
    Muhtemelen adam güçlükle bu satırları okurken
    Sesinin bir anda çatallaşmasını seviyordun
    Çünkü sen müthiş manalar yükleyebiliyordun susuşlara
    Peki Lalena, şiir ne menem bir şeydi? 
    Acıyı evrenselleştirmekten başka…

    Yüzünün estetik açıdan tüm o çirkinliğine rağmen
    Ne de güzeldi insanlığıma bıraktığın o onurlu fotoğraf
    Sevap haneme bir puan daha yazılırdı sana her bakışımda
    Gülüşümü dahi yadırgar olduğum şu ahir vakitlerde
    Burada bu yıkık dökük barakada, cam kenarına mevzilenmiş
    Kurşun yağmuru altındaki sokağımdan geçişini izlerken
    Dünyanın kaç bucak olduğunu anladım ben
    Senin saçının tek telinden, taa ayakucuna dek…
    Yürürken dalgındın, hep bir şeyleri ararcasınaydı adımların
    “Güneş yine nereye kaytardı? ” diyordun bazen mesela
    Oysa hemen yakınında, refakatindeydi gölgen
    Peru’da, sana daima muhalif olmayı aşılayan bu topraklarda
    İklimin hiç uymamıştı ki zihninde şekillenen coğrafyayla
    Sen kırmızı karların yağdığı bir ütopya hayal ediyordun
    Fakat kıyamet alameti sayılıyordu o hadise
    Bazı dinlerin görsel sanatlara hiçte açık olmayan kuralcılığında
    -ki bunca mezhep kavgasının tam da ortasında
    Siyah ile beyazın ateş hattında
    Griye öykünen haklı bir gurur mücadelesiydi seninki
    Derken işte o serseri mermi çekirdeği
    Gelip de saplanınca en sakındığın yere, yüreğine
    Bana dönerek şu dizeleri okudu son demlerindeki gözlerin
    Henüz düşmeden; 
    “Seni; ey haymatlos şair evet seni
    Göğsümdeki tuz oranı düşük yaraya davet ediyorum
    Bunda herhangi bir abeslik yok
    Oradan daha içerimde olamazsın farz ediyorum…”

    Sustum haliyle…
    Bu lal anlara tonlarca anlam vereceğini bile bile, sustum…

    Lalena söylesene, şiir ne menem bir şeydi? 
    Ben şuan sana; acının evrenselleştiği bu bambaşka şiirde
    Nefret beslediğin bütün o paslı sistem çarklarına
    Somun ekmeği yarıdan pay edemeyen bütün o insan türlerine
    Tıpkı o sürekli dinlediğin kasetteki gibi
    Dil(eğ) diğince küfretme şansı tanısam, kim ne diyebilir ki
    Buyur hadi kalem sende;

    -İyiyim ben, bir şeyim yok
    Kimsenin anlamayacağı o yaram dışında
    Öyle toplanmayın başıma, sızı bu nasılsa diner
    Bi' gidin aslınız kirden görünmüyor! 
    Tabii ya doğru, hep beni düşünerek hareket etmişsiniz
    Üzerime titremişsiniz asırlardır
    Olur mu, aksine hiç incitmek istememişsiniz
    Lan bi' gidin, yalanlarınız boyunuzu aşmış sizin!

    Hak etmiyorsunuz kötü kelamları bile
    Ananız avrat da olur size, menfaatiniz işlerse
    Yeter ki cukka dolsun, neyinize alın teri
    Ulan bi’ gidin, siktirin gidin
    Öyle çok sevmişim ki yeminlerinize aldanmayı
    Ne deseniz kanıyorum! 
    Olduğu gibi kan, önüm ardım…

    Lalena ah, susuyorum hâlâ cesedinin fotojenikliği karşısında
    Güney yarım küresinde hayal dünyamızın
    Yokluğun, ben ve şu tropikal aşk masalı…
    İnanır mısın o masalın son sayfasına
    Sen düşünce, kırmızı karlar yağdı!

    *Bir Peru Atasözü(Değil!)


    - Özgür Gümüşsoy
  • Dünya hiç imiş hiçte ziyan yitmek olurmu ,hiç bir hiç için kendini incitmek olurmu?