Eskiden önlüklerimiz vardı, beyaz yakalıkları olan kolları düğmeli ve herkesin aynı renk olduğu.. önce önlükleri kaldırdık, kollarının düğmesi sağlam olan ile kopuk olan, kopmuş olup da dikili olan ayırt edilirdi. Sağlam olup hiç koparmayanın uslu çocuk olduğunu, kopuk duranın hareketli bir çocuk olduğunu, kopup da dikilenin ebeveyninin çocuğuna baktığını ama hiç dikilmeyeninse ihmal edildiğini herkes anlayabilirdi.
Yakalıklarımız vardı mesela, kimisi hiç bağlamaz hep bir tarafı açık gezerdi, kimisi ise ütüleyip takardı, kimisinde yemek lekeleri olurdu haftada bir yıkanırken, kimisinin o beyaz rengi bile belli olmazdı. Ve herkes o yakayı görünce o çocuğun karakterini ve ailesini tahmin edebilirdi.
Ortaokullara gelince önlük değişir yerine gömlekler, ceketler gelirdi. Kızlarımız hanım hanımcık olsun diye etekler giyerlerdi. Erkeklerimiz haylazlıkların peşindeyken bile öğretmenini görünce saygıyı bilsin önünü iliklesin diye hiç de hoşnut olmadan ceket giyerlerdi. Saygının keyften önde tutulması gerektiği bir zorunluluktu adeta. Her haftasonu özenle yıkanıp ütülenmesi gerekirdi o gömleklerin, artık çocuk değildik büyümüş ve sorumluluk almıştık. Ütüsüne dikkat etmemiz gereken gömleklerimiz, elimizde taşıdığımız ceketlerimiz vardı. Ve tanımaya gerek olmaksızın ütüsüz gömleklerin, iliklenmeyen ceketlerin, takılmayan kıravatların sahiplerini ve hatta ebeveynlerini bile tahmin edebilirdik.
Önce önlükler gitti, öğrencilere bir rahatlama geldi. Her öğrenci aynı oldu, ne dikilmesi gereken kol düğmesi ne iliklenmesi gereken yakalıklar kaldı. Her çocuk uyandığında kafasından bir sweatshirt geçirebilirdi öyle değil mi? Ne veliye ihtiyaç vardı ne de 5 dakika daha erken uyanmaya..
Sonra gömlekli ceketli takımlarımız gitti. Yanlarında sorumluluklarımızı ve hal dilimizi götürdü.