İnsan, ebediyen beklenti içinde ve ebediyen düş kırıklığı yaşayan bir emici olup çıkmıştır. Karakterimiz değiştokuş etmek, almak, tüketmek, değiştirmek üzerine kuruludur. İster ruhsal olsun ister nesnel, ne varsa her şey tüketimin ve değiştokuşun nesneleridir.
Yapabileceğim en son şey, Tanrı'nın olumsuz özelliklerini sayarak ne olmadığını, sınırlı, şefkatsiz ve adaletsiz olmadığını düşünebilmektir. Tanrı'nın ne olmadığına ilişkin ne kadar çok şey bilirsem, Tanrı hakkında o denli çok şey öğrenebilirim.
Bencilliği, örneğin çocuğuna aşırı düşkün bir annede biçimlenen, o başkalarına gösterilen doyumsuz ilgiyle karşılaştırırsak daha kolay anlarız. Böyle bir anne, çocuğunu bilinçli olarak çok sevdiğine inansa bile o gerçekte ilgi duyduğu nesneye karşı derinlerde gizli bir nefret taşımaktadır. Gösterdiği aşırı ilgi çocuğu çok sevdiği için değildir, aksine çocuğu sevebilme yetisinin eksikliğini giderme isteğindendir.