• Efendiler! Sokaklarımızda Ümmet-i Muhammed'in istikbali olan yetim çocukların her geçen gün sayısı artarken hangi vicdan kendi rahatını düşünebilir?! Onların başını okşayıp babalarının yokluğunu hissettirmeyip, onlara 'Sen bu davanın neferisin, sen yürüyeceksin İslam da yürüyecek!' diyemiyorsak, varlığımızın ne anlamı var? Ne hazindir ki bizim ihmal ettiğimiz, sokaklara terkettiğimiz evlatlarımıza İngilizler sahip çıkıyor, İslam'ın geleceği olan gençler yarın azılı İslam düşmanı olarak karşımıza çıkabilir.
  • "Fener Rum Patrikhanesi'nin papazları Yunanistan'a bağlı, kararlı Rum milliyetçileri olarak çalışmaktadır. Devrimden kaçan Rus soyluları, Çarlık ordusunun generalleri, dükler ve düşesler; bu düşkün yaşamın davetsiz konuklarıdır. İngilizler ve kendilerine polis adını veren Hıristiyanlar, kent içinde ve yazlıklarda, Türk aileleri evlerinden kovmakta, dilediğini buralara yerleştirmektedir."
  • Bugünkü Suriye, bugünkü Mısır, bugünkü Türkiye, Irak sınırları İngilizler tarafından çizilmesine ve bu bölge İngiliz çıkarları için ateşe atılmasına rağmen bugüne kadar kimse İngiltere'den bahsetmedi. Herkes ABD'yi suçladı, emperyalizmi tek başına ABD ile ilişkilendirdi. İşte bu, İngiliz istihbaratının en büyük başarıdır.
    Selman Kayabaşı
    Sayfa 23 - Yakın Plan Yayınevi
  • Dünya üzerinde dönen bütün senaryoları İngilizler yazar Amerikalılar oynar İsrailliler de yönetmenliğine soyulur.
  • “Filhakika, iki ordu ve iki millet birbiriyle savaşırken, birisinin galip diğerinin mağlup olmasını intaç eden en başlıca amiller, iki tarafın felsefeleridir.Ferdi hayatı vatanın istiklalinden, şahsi menfaati namus ve vazifeden daha kıymetli gören bir ordu mutlaka mağlup olur.O halde, halk felsefesi itibariyle, Yunanlılarla İngilizler mi daha yüksektir; yoksa Türkler mi daha yücedir?Bu sualin cevabını verecek Çanakkale muharebeleriyle Anadolu muharebeleridir.
    Türkleri bu iki muharebede galip kılan maddi kuvvetleri değildi, ruhlarında hükümran bulunan milli felsefeleriydi.”
  • Sami Bey’in, Padişah adına, 16 Aralık’ta İngiliz Genel Karargâhı’na gelişinde söyledikleri hatırlanacak olursa, Saray’ın asayişin İngilizlerce sağlanmasını belki de daha uygun gördüğü anlaşılır. O sefer “dengeleme ve yönetimde yardım” için İngiliz subaylarının görevlendirilerek dahile gönderilmesi istenmişti. Ayrıca, Kafkasya’daki ordu birliklerini İngiliz komutanlığı altına sokmak ve istenmeyen Türk subaylarının görevden alınması önerilmişti. Bundan başka, madenlerde asker çalıştırmıyor diye de Harbiye Nezareti ve Genelkurmay Başkanı eleştirilmişti. Buradan, Saray’ın orduya karşı olan olumsuz tutumunu kolayca saptamak mümkündür. O derecede ki, Türk subaylarını görevlerinden almaya, komutayı İngilizlere vermeye, İngiliz subaylarını ülke yönetimine katmaya razıdır Saray. Ne var ki, İngilizler buna razı değillerdir; çünkü sorumluluk alanlarını genişletmek istememektedirler ve zaten böyle bir tutum öbür müttefiklerin büyük kıskançlıklarına yol açabilecektir. Öyleyse, devletin asayişini, çaresiz, Osmanlı ordusu koruyacaktır ve bunu en iyi yapabilecek olanlar da, eski ordunun komutanları değil, genç Harbiyeli komutanlardır.
  • (Se’âdet-i Ebediyye) kitâbının her üç kısmının şimdi yüzaltıncı baskısı yapıldı. Birinci kısmda doksansekiz madde, ikinci kısmda yetmişüç madde, üçüncü kısmda yetmiş madde vardır. Bu ikiyüzkırkbir [241] maddeden yüzsekiz [108] maddesi, büyük islâm âlimi, tesavvuf bilgilerinin, zevklerinin kaynağı, Muhammed aleyhisselâmın hakîkî vârisi, imâm-ı Rabbânî, müceddid-i elf-i sânî, Ahmed-i Fârûkînin (Mektûbât) kitâbının ikinci ve üçüncü cildlerinden, yüzotuzüç [133] maddesi de, salâhiyyetli islâm âlimlerinin kitâblarından toplanmışdır. Mektûbâtın birinci cildinin hepsini türkçeye terceme ederek, (Mektûbât Tercemesi) ismi ile basdırdım. İslâm bilgilerinin deryâsı ve tesavvuf ma’rifetlerinin mütehassısı seyyid Abdülhakîm efendi, (Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs kitâblarından sonra, islâm kitâblarının en üstünü imâm-ı Rabbânînin Mektûbâtıdır) ve (İslâm âleminde, imâm-ı Rabbânînin Mektûbâtı kadar kıymetli bir kitâb dahâ yazılmamışdır) buyururdu. Bir mektûbunda diyor ki, (Hilmi! Mektûbunuza müteşekkir oldum. Sıhhatinize şükr etdim. Din ve dünyânıza en ziyâde yarayan ve dîn-i islâmda misli te’lîf olmıyan (Mektûbât) kitâbını okuyup, ba’zısını anlamak, pek ziyâde bir fadl ve ihsân-ı ilâhîdir. Hilminin bu ihsâna kavuşduğunu öğrenince, Rabbime çok şükr eyledim.) Kitâbımda yazılı ismlerden binyirmi [1020] adedinin hâl tercemeleri de sonuna eklenmişdir.

    Bu kitâb bir ilm kitâbıdır. Her ilmde olduğu gibi, din bilgisinin de kendine mahsûs kelimeleri vardır. Bu kelimelerin ma’nâları, sırası geldikçe bildirildi. Bunlar, kitâbı temâmen okuyunca, öğrenilir. Bunları öğrenmiyen, kafasını yormıyan bir câhil, kitâbdaki ilmleri anlıyamaz. (Bu kitâb anlaşılmıyor) diyerek, kendi kusûrunu kitâba yükler. (Câhil kimse, anlıyamadığı şeyi beğenmez) sözü meşhûrdur. Gülün kıymetini bülbül bilir. Altının hâlisini sarrâf seçer. Bir kayada ne cevher bulunduğunu kimyâger anlar. Bunun için, bu kitâbı, gazete okur gibi, bir göz gezdirip elinden bırakmamalı. Her kelimesini iyi düşünmelidir. Her cümlesinin ma’nâsını iyi anlamağa çalışmalı, her maddeyi bitirince tekrârlamalı, bir hülâsa hâlinde hâfızaya yerleşdirmelidir. Evlâda, ahbâba da öğretmelidir. Çalışmalı, bu yolda ilerlemelidir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (İki gün aynı hâlde bulunan, [ya’nî hergün ilerlemiyen, yeni bir şey öğrenmiyen], aldandı, ziyân etdi) buyurdu. Görülüyor ki, islâm dîni, gerilemeği değil, duraklamağı bile red ediyor. Dâimâ ilerlemeği ve yükselmeği emr ediyor. Bu kitâbı hâzırlamakdan ve neşr etmekden hâsıl olan sevâbları ve okuyup istifâde eden müslimânların düâlarının hepsini, kitâbdaki ilmlerin kaynağı olan seyyid Abdülhakîm Arvâsînin mubârek rûhuna hediyye ediyorum. Allahü teâlâ vâsıl eylesin. Âmîn! Bu kitâbda yazarın boş kafasından çıkan hiçbir yazı yokdur. Seyyid Abdülhakîm efendinin sohbetlerinden hâsıl olan bilgilerdir. Kıyâmet günü, Onun kölesi olarak yanında bulunmağı, kendime se’âdet biliyorum. Hakîkat Kitâbevinin neşr etdiği kitâblar, (İnternet) ve bilgisayar vâsıtası ile her memlekete gönderilmekdedir. (Kıymetsiz Yazılar) kitâbımızın sonuna bakınız!

    TENBÎH: Bugün müslimân ismi altında üç büyük islâm fırkası vardır. Şî’îliği yehûdîler kurdu. Vehhâbîliği ingilizler kurdu. İslâmiyyeti türkler korudu. Misyonerler, hıristiyanlığı yaymağa, yehûdîler, Talmûtu yaymağa, İstanbuldaki Hakîkat Kitâbevi, islâmiyyeti yaymağa, masonlar ise, dinleri yok etmeğe çalışıyorlar. Aklı, ilmi ve insâfı olan, bunlardan doğrusunu iz’ân, idrâk eder, anlar. Bunun yayılmasına yardım ederek, bütün insanların dünyâda ve âhıretde se’âdete kavuşmalarına sebeb olur. İnsanlara bundan dahâ kıymetli ve dahâ fâideli bir hizmet olamaz. Bugün hıristiyanların ve yehûdîlerin ellerindeki Tevrât ve İncîl denilen din kitâblarının, insanlar tarafından yazılmış olduklarını kendi adamları da söyliyor. Kur’ân-ı kerîm ise, Allahü teâlâ tarafından gönderildiği gibi tertemizdir. Bütün papasların ve hahamların, Hakîkat Kitâbevinin neşr etdiği kitâbları dikkat ile ve insâf ile okuyup anlamağa çalışmaları lâzımdır.