Düşünüyorum da... Elimdeki kahve fincanının gerçekliğiyle, aklımdaki "kahve" fikri arasında nasıl bir uçurum var? Fincanı bıraktığımda masaya çarpıyor, ama "kahve" dediğimde zihnimde beliren kavram nereye düşüyor? Belki de her düşünce, kendi gerçekliğinin içinde kayboluyor.
Dil denen tuzağa her gün düşüyoruz. "Aşk" dediğimizde, aslında anlatamadığımız o sonsuz şeyi nasıl da küçültüyoruz kelimelerle.
Belki de en derin hakikatlerimiz, tam da söyleyemediklerimizde saklı.
Şu an klavyeye dokunan parmaklarım, ekranda beliren harfler ve senin bu satırları okurken hissettiklerin...
Hangisi daha gerçek? Yoksa hepsi aynı kumaşın farklı desenleri mi?
Ya asıl gerçeklik, hiçbir zaman dokunamayacağımız şeylerdeyse? Rüyalarımızda gördüğümüz o unutulmuş anılar gibi, hep bir adım ötemizde duruyorsa? Belki de aradığımız her şey, tam da şu an farkında olduğumuz ama adlandıramadığımız o boşlukta...