İsmail Hakkı'nın evliya-i kiramdan olduğundan hiç şüphemiz yoktur. Kendi ismiyle müsemma tekkesinin şeyhidir. Tekkesinin bahçesindeki kabristanda medfundur. Yüzden fazla eseri vardır ki, on cilt olarak basılan Ruhü'l-Beyân» tefsiri pek meşhurdur. Tasavvufta çok ileri gitmiş bir zât-ı muhteremdir. Dergahındaki çilehanesinde birçok seneler riyazete devam etmiş, olan bu ehl-i hakikatin tekkesi, Bursa'nın Yunan işgali faciasında her türlü tecavüzden måsun (mahfuz ve emin) kalmıştır. Maalesef Yunan kovulduktan sonra yüzbinlerce eser ile birlikte bu mübarek mescid bir zaman sporcuların talimgahı olmuş, tahtalar kırılmış, mülevves bir halde uzun süre bu bedbaht çocukların elinde kalmıştır. Yabancı milletlerin yapmadıkları bu cinayeti, kendi ellerimizle yaptığımız bu vahşeti nasıl tarif ederiz bilmem.
Anlama o kadar sancılı bir süreç, kabullenme o kadar eziyetli bir hal ki anlamak ve kabul etmek, bunu içine sindirmek, bu hal ile bir olmak çekmek anlamına da gelebiliyor. Anlamak öyle bir sancı ki insanın vücuduna bir başka insan daha yerleşiyormuşçasına bir darlık, isyan, bunalma, kabullenme güçlüğü ve daha, çok daha dar bir yerde yaşama mecburiyeti getiriyor.