• Ne tuhaf bir varlık bu insan. Yokluğu tatmışsa dört elle sarılıyor kazanmaya. Neyin acısını yürekten yaşamışsa onu kaybetme korkusunu ömür boyu yaşatıyor yüreğinde. Ezilmemişse, acı çekmemişse, yokluk yaşamamışsa, her istediği kolayca eline sunulmuşsa da vefasız bir minnetsizin teki oluyor. Ne nankör bu insan gerçekten!

    Ebediyen kurtulan insan nefsiyle mücadele eden insandır. Nefsi hesapsızca yemek, tatmak, almak, biriktirmek ister, fırsatını ele geçirdiği ölçüde de azgın şehvetinin peşinden koşar. Fakat kim kendi nefsine, “Sen dur hele şu kenarda şom ağızlı!” diyebilirse! Kim, “Acaba Rabbim ne buyurur, bu yapmak istediğime razı mıdır?” diye sorabilirse! Kim, “Burada kulun, yetimin, masumun hakkı var mıdır?” diye sorabilirse! Kim vefayı, teşekkürü, iyiliğe iyilikle karşılığı kavrayabilirse… Bir şeyi yapmadan, bir kararı vermeden önce… İşte o kurtulan kimsedir. Onun şerefi yücedir. Allah’ım öyle bir insana ben hayranım.

    Böyle kimselerin akıbetini yüce Rabbimiz şöyle bildirmiştir: “…Kimler nefislerinin açgözlü tamahkârlığından korunabilmişse, işte onlar kurtuluşa ulaşanlardır.” (Haşr, 9)