• "Bazı hayvanlar, doğdukları iklimlerin dışına götürüldüler mi çoğalmazlar. Belki insan ruhu da böyledir."
  • 223 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Bilinmeyene doğru uçuşan heyecan dolu bir yüreğin,ağzına kadar tıka basa hasretle, özlemle, çaresizlikle ve küçük bir parça umutla dolu başka bir yüreğe eşlik ederek çıktığı bir yolculukla başlıyor her şey.

    Değişen düzenin çarkları arasında ezilen bir dizi bahtsız insanın hikayesi.
    Neden mi bahtsız?
    Insanların para kazanmak uğruna yok saydıkları hassasiyetler, hayata tutunabilmek için ruhlarından verdikleri tavizler, katlanmak zorunda oldukları kişiler, içi boşaltılmış dostluk ve arkadaşlık kavramları..derken " İNSAN RUHU ACINACAK ŞEY.." dedirten olaylar silsilesi birbiri ardına sayfalara düşüyor.

    Hasılı oradan oraya savrulan insancıkların küçücük çığlıkları bunlar.

    Asıl problem şurada; deli gibi istedikleri şeylere sahip mi oluyorlar, yoksa esir mi?
    İşte bu noktada tercihler devreye giriyor. Bazıları için, hoş ve basit bir yaşam kollarını açmış beklerken, bazıları için şatafatlı uçurumlar göz kırpıyor.

    Aykırı olan, topluma ve zamana boyun eğmek miydi, diyorsunuz.
    Ya da tüm ahlak kurallarını müreffeh bir yaşam için feda etmek miydi?..

    Haklarında hüküm vermeden önce bu kitaptaki herkesi tek tek dinleyip anlamak lazım diye düşünüyorum.

    Kitap iki ana bölümden oluşuyor ; gündoğusu ve gün batısı. Ilk kısımda yönünü doğuya dönen kahramanımız, ikinci kısımda geri dönüşüyle yolculuğunu tamamlıyor.

    Bu hikaye, birçok Akdeniz şehrinde dolaştırıyor bizi. Sıcak, bol güneşli ve kendine özgü atmosferiyle içimizi ısıtan, bir zamanlar Osmanlı sınırına dahil oldukları için herhangi bir yerinde bizim izlerimizi taşıyan şehirler bunlar. Dönemin,özellikle sosyal ve siyasi anlamda, izdüşümlerine oldukça hakim.

    Yazarın da, romanın kahramanı Adriyen gibi, Romanya 'da, hatta Ibrail 'de doğduğunu okuduğumda her şey biraz daha yerine oturdu benim için. Baştan itibaren, neden bir anı kitabı okuyor gibi hissettiğimi, daha iyi anladım.

    Musa'nın acısında, özleminde,
    Güzel Sara 'nın bahtsızlığında, çaresizliğinde,
    Ve Adriyen 'in zengin olma ve dünyayı tanıma düşünde, sıcacık bir hikaye sizleri bekliyor.




    Keyifli okumalar..:)
  • İnsan ruhu kendi fani kabuğunun üzerinde hakimiyet kuruyor.
  • Savcı : Kendinizi suçsuz mu hissediyorsunuz.
    Musa : Hayır, ama suçsuzda hissetmiyorum.
    Savcı : Neden ?
    Musa : Öyle işte, insan ben suçluyum diyebilir ama suçsuzum diyemez.
    Savcı : Neden diyemesin. Ortalıkta ki bütün katiller ben suçsuzum diye bağırıyor.
    Musa : Bu da onların hakkıdır.
    Savcı : Haksız yere suçlanmış olmayıda suçluluğun inkar edilmesinide birer hak olarak görüyorsunuz. Bu arada sizi boşu boşuna tutmuyorum. Bir taraftan tahliye işlemleriniz yapılıyor bitince haber verecekler.
    Musa : Faerketmez.
    Savcı : Sormayı unuttum. Birşey içer misiniz ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Yemek yediniz mi ?
    Musa : Aç değilim.
    Savcı : Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz.
    Musa : Bilmiyorum.
    Savcı : Herhalde İstanbul'a döneceksiniz.
    Musa : Evet.
    Savcı : Eşinizden haber alıyormuydunuz.
    Musa : Hayır.
    Savcı : Hiç ziyaretinize gelmedi mi ?
    Musa : En başta bir defa geldi, sonra bir daha görmedim.
    Savcı : Peki boşandınız mı ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Dönünce aramyı düşünüyor musunuz ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Beni yanlış anlamayın. Bu bir sorgulama filan değil. Zaten bırakılma emrinizi az önce bildirdim. Artık özgür bir insansınız ve sizi hiçbirşeye zorlayamam. Ancak dosyanızda okuduklarım ve yaşadıklarınız gerçekten ilgimi çekti. Ayrıca o günlerde davanızı basından sürekli izlemiş, günlerce takip etmiştim. Tanrı'ya inanmadığınızı, annenizin ölümünden sevinç duymanızı biz de epey tartışmıştık. Bu yüzden sizinle tanışmak biraz sohbet etmek istedim. Çok merak ettiğim birşey var. Gerçekten Tanrı'ya inamıyor musunuz ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Nereden biliyorsunuz, oturup üstünde düşündünüz mü hiç ?
    Musa : Benim için düşünmeye değer birşey değil bu.
    Savcı : Neden ?
    Musa : Nedeni yok.
    Savcı : İnsan genellikle böyle olduğunu sanır. Ama gerçekte böyle olmayabilir.
    Musa : Bunu ispatlayabilecek durumda değilim.
    Savcı : Peki idam edilecek olsaydınız, son anda yine böyle mi düşünürdünüz ?
    Musa : Evet.
    Savcı : Neye inanırsınız peki ?
    Musa : Hiçbir şeye.
    Savcı : Bu kadar mı umutsuzsunuz.
    Musa : Umutsuz değilim. Bazı konularda hep umutlu olmuşumdur.
    Savcı : Hangi konularda mesela ?
    Musa : Beni doğrudan ilgilendiren şeyler konusunda.
    Savcı : Arzularınız ve istekleriniz gibi mi ?
    Musa : Öylede denilebilir.
    Savcı : Bu başkaları içinde geçerli ama.
    Musa : Ben kendiminkileri bilirim. Başkaları beni ilgilendirmez.
    Savcı : Kusura bakmayın ama daha açık olabilir miyim ?
    Musa : Siz bilirsiniz.
    Savcı : Böyle söylüyorsunuz, tamam kabul ediyorum. Ama yaşadığınız bunca kötü şeye 3 hatta 4 insanın ölümüne bunların sebeb olduğunun farkında değil misiniz ?
    Musa : Bunlar neden sebeb olsun ki ?
    Savcı : Neden ? Patronunuz bu yüzden gencecik bir kızı kandırıp günahına girmedi mi ? Karısını çocuklarını bu uğurda katletmedi mi ? Şikayetçi olmadığınız için size yapılanları saymıyorum.
    Musa : İnsanın istediği gibi davranmasının anlaşılmayacak bir yanı yok benim için.
    Savcı : Arzularına göre davrandı diye bütün bunları kabul edip yaptığı kötülükleri anlamamız mı gerekiyor şimdi ?
    Musa : Bu sizin bileceğiniz iş.
    Savcı : Siz anlıyor musunuz ?
    Musa : Kendim için anladığımı başkası içinde anlayabilirim.
    Savcı : Keşke bunlar olmasaydı bu kötülükler hiç yaşanmasaydı demiyorsunuz yani ?
    Musa : Benim için farkeden birşey yok. Şikayetçi olmadığımı daha önce söylemiştim.
    Savcı : Çocuk öldürmenin iyi birşey olduğunumu söylüyorsunuz ?
    Musa : Çocuklar için iyi değildir tabi. Ama öldüren için iyidir.
    Savcı : O zaman sizde yapabilirsiniz.
    Musa : Birkaç gün öncesine kadar bu suçtan idam edilmeyi beklediğimi unutuyorsunuz.
    Savcı : Bunun bir önemi yok. Çocukların öldürüldüğü gerçeğinide gözarda etmeye çalışmıyorum. Açlıktan, savaşlardan yada başka nedenlerle hergün yüzlercesi zaten öldürülüyor. Ama bir insanın bunun iyi olduğunu nasıl savunabildiğini anlıyamadım.
    Musa : O zaman siz söyleyin, dediğiniz gibi hergün yüzlerce çocuk öldürülüyor.
    Savcı : Sahiden inanarak mı söylüyorsunuz bunları ?
    Musa : İananmasm neden böyle söyleyim. Ayrıca size bir itirafta bulunuyum. Belki inanmanıza yerdımcı olur. O gün eve gittiğimde o kadını ve çocukları öldürmek istedim.
    Savcı : Neden ? Ne yaptılar size ?
    Musa : Hiç birşey. Şu diyebileceğim bir nedenim yok. Ama öyle istedim.
    Savcı : Belki vardır. Mesela karınızın patronunuz ile olan ilişkisinin intikamını bu şekilde alabileceğinizi düşünmüş olabilirsiniz. Mahkemede böyle düşünmüştü zaten.
    Musa : İntikam almayı düşündüğümü hatırlamıyorum. Böyle olsaydı hatırlardım ama öldürmeyi düşündüğümü iyi hatırlıyorum.
    Savcı : Peki sağlıklı ve normal bir insanın böyle bir istek duymasına ne sebeb olabilir.
    Musa : Hapishaneler akıl almaz suçlar işlemiş sağlıklı insanlarla dolu.
    Savcı : Durup dururken çocukları öldürme isteği duyuluyorsa bunun sebebini merak etmeyelim mi ?
    Musa : Edebilirsiniz ama bu şekilde birşey bulmanız çok zor.
    Savcı : Doğru ama siz yardımcı olabilirsiniz belki Mağdem bunu istediniz.
    Musa : Kadın ağlayıp zırlıyordu, çocuklarında hiç birşey umurlarında değildi. Bir an öldürmekle onlara iyilik yapıcakmışım gibi geldi.
    Savcı : Neden öldürmediniz peki ?
    Musa : Nasılsa farkeden birşey olmayacak diye düşündüm.
    Savcı : Farkeden birşey olmayacak diye düşündünüz ?
    Musa : Yani kendi açımdan demek istiyorum.
    Savcı : Sıf bunu düşündüğünüz için öldürmediniz.
    Musa : Tam böylede değil ama böylede diyebiliriz.
    Savcı : Size doğru yolu göstermek yada canınızı sıkmak için çalışmıyorum. Gördüğüm kadarı ile ne yaptığını bilen bir insansınız. Ancak kim olursak olalım insanız sonuçta ve hepimizin önünde eğilip büküldüğü birşey mutlaka vardır. Ben sadece sizinkini merak ettim.
    Musa : O zaman şöyle söyleyim. Bütün bu olanlar, idamdan dönmüş olmak hepsi vız gelir. Hiçbir şey umrumda değil.
    Savcı : Doğrudur belki ama az da olsa insanın kayıtsız kalamadığı birşeyler olmalı.
    Musa : Elbette var. Ama bunların zengin olmak, iyi bilgisayar kullanmak, kızların hayır diyemeyeceği kadar yakışıklı olmayı istemek kadar önemi yok.
    Savcı : İnsan olmak gerçekten bu kadar basit mi ?
    Musa : Başka ne olma ihtimali var ki ?
    Savcı : Kusura bakmayın ama sanki size bunları büyük bir öfkenin söylettiği hissine kapılıyorum.
    Musa : Olabilir ama bu gereksiz konuşmayı kendinizin başlattığını unutmayın.
    Savcı : Özür dilerim. Ben sadece insanın söylediğiniz kadar basit olabileceğini kabul edemiyorum. Her ne olursa olsun insan yaptığının anlamını savunmak ister. Bunu yapamazsa kendini yok eder. Patronunuzun düştüğü durumda bu değil mi ? İntihar etmesine kendine yediremediği davranışları sebeb olmadı mı ?
    Musa : Belki öyledir, ama bunu ispat edebilecek durumda değili.z
    Savcı : İtirafları var.
    Musa : Mahkemeyide karımla birlikte olduğunu itiraf ederek ikna etti.
    Savcı : Ama arkasından intihar etmedi.
    Musa : Bu neyi ifade eder ?
    Savcı : Birini kötülük diğerini vicdan uğruna yaptığını. Bu fark önemli değil mi ?
    Musa : Bana soruyorsanız elbette önemli. Ama vicdan adına olanı değil, kötülük adına olanı.
    Savcı : Vicdan ile kötülüğü aynı kefeyTTae mi koyuyorsunuz ?
    Musa : Vicdan dediğiniz şey bu kötülükten doğmuyor mu ?
    Savcı : Hayır bu haksızlık olur. Tanrımızın bize bağışladığı gerçek adalet demek lazım ona. Sizin ve patronunuzun muhakemesinde olduğu gibi.
    Musa : Kendi adıma sizin adaletinizi tercih ederim.
    Savcı : Bu kadar zorlamayın, yok yere kendinizi ipe göndermeye kalkmanızın nedeni bu olamaz mı ? Annenizin ölümüne sevinecek kadar sevgisiz, karınızın sizi aldatmasına ilgisiz kadar inançsız olmanın altından kalkamamış olamaz mısınız ?
    Musa : Sahiden bu kadar karışık mı olduğunu düşünüyorsunuz ?
    Savcı : En azından söylediğiniz kadar basit olmadığını biliyorum.
    Musa : Söylediğimden daha da basit ama siz karıştırmayı seviyorsunuz. Boynunu koparacağınız insana borcunu ödeyeceksin demek işinize geliyor. Bana da yaptığınız gibi.
    Savcı : Ne yaptık size ?
    Musa : Üç insanı öldürmekle suçladınız ama annemin ölümüne üzülmediğim ve karımın aldatmasına kayıtsız kaldığım için cezalandırdınız. Bu da yetmezmiş gibi şimdide Tanrı'nın mahkemesine havale etmeye çalışıyorsunuz.
    Savcı : Bu kötüerin bile birşeye inanmak istediğini, bir anlama ihtiyaç duyduğunu göstermiyor mu ?
    Musa : Benim için ikiyüzlülüktür bu. Böyle olmasaydı başkalarından önce kendinizi cezalandırırdınız.
    Savcı : Peki bütün insanlık iki yüzlülük mü yapıyor ?
    Musa : Daha da beterini. İnsan olmanın bütün yükünü benim gibilerin omuzlarına yıkıp kçıyorlar.
    savcı : Ya onların çektikleri. Bir bakın çevrenize. Dünya inananların çektiği çilelerle dolu.
    Musa : Siz çileyi değil, kötülüğü gösteriyorsunuz.
    Savcı : Aığr konuşuyorsunuz. Eğer gerçek bu bile olsa, karımızın bizi aldatmasına seyirci kalıp, annemizin ölümünden sevinç duymayı kabul edersek, geriye pek birşey kalmaz. İnsan ruhu bu kadarda boş olamaz.
    Musa : Ya bu kadar boşsa ?
    Savcı : O zaman o ruh için dua etmekten başka çare kalmamış demektir.
  • İnsan öldürmek kolay, ama kan ruhuna da sıçrar. İnsan öldürenin ruhu kanar. Kötü bir insanı öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın, sonra bir bakarsın ki yok ettiğini sandığın kötülükten daha beteri senin içinde büyüyor. Musibete boyun eğersen, gün gelir musibet de sana boyun eğer.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 51 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • İnsan ruhu, aşırılığını,
    peygamber izinden ayrılmayı pahalı ödüyor. Cezasını adeta kendi eliyle verir gibi.
  • Bize hiçbir şey yapmadılar, sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.
    Stefan Zweig
    Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları