Şu koca dünyada bir ufak noktasın. Uyan! Ey insanoğlu! Varlık ile yokluk arasında bir muammâsın!
Kadın insandır. Biz erkekler ise insanoğlu. Neşet Ertaş
Müzik
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bağlılık mıdır?
“Bir kişiye, fikre, kuruma veya amaca karşı sevgi, saygı ve sadakat ile yakınlık duyma durumudur.” diye bir nesnel bir açıklama mevcut değil mi? Ancak herkesin bu kelimenin hakkını verdiğini düşünmüyorum. Belki kimi insanlar, kimi fikirler için bağlı kalabiliyor insanoğlu. Aile bağlarına mesela? Anne kavramı dediğinizi duyar gibiyim. Anne tabiki çok başka ancak maalesef kimi şahit olduğumuz örnekler.. Burada benim boğazım düğümleniyor.. Çok çabuk her şeyden sıkılan, hep yenilik isteyen, hiçbir şeye ne bir bağlılık ne de sevgi besleyen insanlar var. Gerçek şu ki bazılarına da bu kişiler popüler gelir. “Modern” adı altında yalanı, samimiyetsizliği, sadakatsizliği ve değişken tavırları koşulsuz kabul eder. Çünkü öyle bir manipüle edilir ki başka şansı kalmamıştır.. Sırf biri sevsin, kabul etsin diye değerlerinizden, benliğinizden vazgeçmemelisiniz. Kabul etmediğiniz, istemediğiniz şeyleri özgürce ifade etmeli, kararlarınızın arkasında durmalısınız. “Ben böyleyim, işine geliyorsa” “Senin için değişmem” “İstesen de yapmayacağım” Cümleleri ne kadar manipülatör bir yaklaşım. Ayrıca kimse için değişmemeli, kendisi istiyorsa değişmeli insan. Ama böyle negatif cümleleri kuran, sizi sömürmeye çalışan, uyum içerisinde olmayacağınız hiçbir şeyin öznesi olmayın… Bunun yerine örnek cümlelerimiz şunlar olsa; “Ben böyleyim ancak senin için denerim.” “Birlikte yeni şeyler denemeye var mısın?” “Seni mutlu edecek ise yapmayı deneyebilirim.” Sizi bilmem ama bakış açısı bana göre her şeydir. Bu cümlelerin tatlılığı ruhuma işledi resmen.✨ Öyle bir sevgi var ki içimde belki bunu nasıl kullanacağımı bilmiyorumdur. Belki de bu sevgiyi çok yanlış insanlarla bağlılık kurarak tüketmişimdir kim bilir. Ben bu yoldan vazgeçmem. Kendim olacağım. Kendim olurken de her zaman yeni fikirlere açık
Duygu ve Düşünce
Buna fânî dünyâ derler durmaz her daim döner
17. yüzyılın büyük divan şairi ve mutasavvıfı Niyâzî-i Mısrî'ye atfedilen, ancak yazarı için Laedrî (yazarı bilinmeyen/anonim) olarak da kimi kaynaklarda belirtilen, şu hikmetli dörtlük dünya telaşesi içinde ihmal edilen bir hakikati çarpıcı olarak hatırlatıyor insana: "Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünyâ sîm-ü zer Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner Buna fânî dünyâ derler, durmayıp, dâim döner Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet birgün söner!" Dünya, üzerinde nefes tüketen her canlının geçici bir süre konakladığı, nihayetinde arkasında sadece bıraktığı izleri taşıyan muazzam bir devridaim mekanizmasıdır. İnsanoğlu, bu kozmik akışın içinde maddiyatın, unvanların ve "sîm-ü zer" (gümüş ve altın) ile sembolleşen geçici mülklerin peşinde koşarken, çoğunlukla varoluşunun asıl merkezini, yani "kalbi" ihmal eder. Yukarıdaki hikmetli dörtlük, tam da bu gaflet perdesini yırtacak güçte bir hakikati yüzümüze çarpar: "Mülk geçicidir, insan fânidir; baki kalan yegâne değer ise bir gönle dokunabilmektir." Newtonyen bir determinizmle sadece görünen dünyaya, maddeye ve birikime odaklanan zihin, dünyayı kalıcı bir mülk zannetme yanılgısına düşer. Oysa zamanın durmaksızın dönen çarkı, en azametli sarayları bile un ufak ederken, maddiyatın insan ruhundaki boşluğu dolduramadığını defalarca kanıtlamıştır. İşte bu noktada kadim irfan geleneğimiz devreye girer ve bize asıl mimarlığın, taş duvarlar yükseltmek değil, yıkılmış bir gönlü ayağa kaldırmak olduğunu fısıldar: "Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner." Bu cümle; Yunus Emre’nin "Gönül Çalab’ın tahtı / Çalab gönüle baktı" mısralarıyla özetlediği, insanı merkeze alan o muazzam ahlaki ve felsefi duruşun bir başka devirdeki aksisedasıdır. Kâinâtın özü insansa, insanın özü de kalbidir. Dolayısıyla haksızlıkla, liyakatsizlikle
İnsanoğlu geçmişin yükünü sırtında taşımaktan çok çabuk yorulur. Yaptığımız hatalar, aldığın yanlış kararlar geceleri uykunu kaçırır; sanki o kirli sayfalar hiç temizlenmeyecekmiş gibi hissedersin. Kendini affedemediğin her an, ruhuna bir zincir daha vurursun. Ama Furkan Suresi 70. ayette öyle muazzam bir psikolojik eşik ve felsefi derinlik var ki... Allah, samimi bir pişmanlıkla kapısına gelen kuluna sadece "Seni affettim" demiştir demiyor; "Senden geriye kalan o karanlığı, o hataları alıp iyiliğe, sevaba ve aydınlığa çeviririm" diyor.
Gılgamış Destanı
"İnsanoğlu doğduğunda kaderi de yazılmıştır, ölüm kaçınılmaz bir sondur."
Alıntı