Bir gencin beklediği ve bir gençten beklenen de muvaffak olmaktır. Gerçi muvaffak olmak, mesut olmak demek değildir. Çünkü saadet tamamıyla gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi içimizden başka bir yerde sanıp aramak ve saadeti sırf servet, iktidar ve şöhrette görmek çölde serabı su zannetmektir.
Bununla beraber saadetin yolu muvaffakiyetin yolundan ayrı değildir. Ve saadet ülkesi, muvaffakiyet diyarının biraz daha ilerisindedir. Bu diyarı aşmadan saadeti erişmek imkânsız değilse de çok güçtür. Muvaffak olmuş bir insan için saadete kavuşmak ise kolaydır. Yalnız birazcık daha gayret işidir.
İnsanın kıymet ve kuvveti, bilgisinin genişliğinde olmaktan çok, benliğine sahip ve iradesine hâkim olabilmesinde; iyi huylarında ve ruhi terbiyesindedir.
İlim maalesef amelî müstelzim değildir.
Zira ilmin kaynağı zekâ, amelinki ise iradedir.
İrade terbiyesinin hakkiyle mahsul verebilmesi için ona erken başlamak lazımdır. İtiyatlar kökleşleştikten ve huylar iyice yerleştikten sonra bu terbiye gayet güçleşmekte ve mahsul vermek için bir Eyüp sabrı istemektedir.