• Bir intikam duygusu bastırılırsa, ciddi bunalımlarla karşı karşıya kalır insan. Birçok dengesizlik -belki de her dengesizlik- uzun süre ertelenmiş bir intikamdan kaynaklanır. Patlamasını bilelim!
  • Eveeettttt bir #okudumbitti nin daha sonuna geldik.

    Kitapta güzel bir aşk hikayesi dinliyoruz.
    Güzel bir kitaptı, sonlarına doğru çok uzatıldığını düşünüyorum, o yüzden bazı sayfaları okumadan geçtim açıkcası. Güzel bir hikayeydi, ama daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Bide son zamanlarda okuduğum kitapların bazılarında hep kadın hamile kalır, sonrada doğurur, Ve adamın ruhu duymaz.
    Hem çok sinirimi bozuyo bu durum, hemde klasikleşmeye başladı artık.
    Hikaye güzeldi.
    fakat farklı değildi bana göre.

    Hikaye şöyle; Savaşın annesi oğlunun biran önce evlenmesini, kendisini’de torun sahibi yapmasını ister, ama oğlunun hiç böyle bir niyetinin olmadığını görür, Ve bir pilan yapar.
    Pilan ise şöyle; annesi bir kız bulup beğenir, sonrada oğluna yalan söyler, çok hasta olduğunu, 1 sene ömrünün kaldığını söyler, ve bu kısa ömründe oğlunun evlenmesini, ve bir çocuk yapmalarını ister. Oğlu savaş ise, hiç istemeden’de olsa, annesinin son isteğini kırmaz, ve mecburen kabul eder.

    Savaşın annesi, beğendiği kızın abisini, yani tutkunun abisini bir şekilde oğluna borçlandırır.

    Olay şöyle olur;
    tutkunun abisi kumarda her şeyini kaybeder, sonrada bir arkadaşı tarafından savaşa götürülür, ve savaştan borç para alır.
    Savaş ise öfke kontrolü olmayan, hiçte tekin biri değildir.
    Tutkunun abisi parayı ödeyemeyince korkar, sonrada olaylar bir şekilde, para karşılığı, ablasıyla, yani tutkuyla, evlenmesine, karşılık borcun silinmesine gelir. Tutkunun abisi yalandan kızın gönlününde olduğunu söyler. savaşın ise tek şartı kızın bakire olmasıdır.

    Tutku ise bunu duyunca deliye döner, abisini vazgecirmeye calışır, ama abisi evlenmese adamın, kendisini öldürüceğini söyler.
    Tutku ise adamın bakire bir kız istediğini abisinden öğrenir, ve bunun üzerine bir pilan yapar, almanyadan tatil için bodruma gidip, kendi seçtiği bir adama bekaretini verip, hem abisinden, hemde adamdan intikam alırım,düşüncesiyle yola çıkar.

    Savaş ise kafa dağıtmak için, arkadaşı tarafından, bodrumdaki evine gitmek için yola çıkarlar.

    Tutku bodruma gelir, taksici tarafından ıssız bir yerde bırakılır, ve tüm eşyaları taksici alır gider.
    Tutku bu ıssız yerde tehlikeler geçirir, ve kötü bir duruma düşer.
    Saatlerdir bir araba beklerken gelen arabanın savaş, yani evleneceği adam olduğundan habersiz, bir şekilde adamın evine gider, ve bekaretini adama verir.

    Kadere bakki kaçtığı adamdan , yine aynı adama yakalanır.

    İkiside birbirlerini görmedikleri için, bunu düğün günü farkederler.
    Ve işte birbirlerinden nefret eden çift, aynı eve girer, sonrada olanlar olur.

    Kısaca hikaye böyle...
  • Zamanın birinde padişah ve sadrazam normal bir köylü gibi giyinip ülkelerini gezerlermiş.Yol üstünde bir çobana ratlamışlar.Çoban uzaktan bunların padişah ve sadrazam olduğunu anlamış. Hemen yanındaki kuzuyu kesmiş ve pişirip padişah ve sadrazama ikram etmiş.

    Bunun üzerine padişah neden bizim için kuzuyu kestin demiş.
    Çoban ise ev sahibinin işine karışılmaz diye padişaha tokat atmış.
    padişah buna çok sinirlenmiş ama iyi kalpli biri olduğu için çobana bir şey yapmamış.

    Padişah ve sadrazam saraya vardıklarında biz bu çobandan nasıl intikam alırız diye düşünmüşler.
    Sadrazam demiş ki: Devletlim biz bu çobanı yemeğe davet edelim.Yemek bittikten sonrada siz tabakları kırarsınız bunun üzerine o da napıyorsunuz der. Siz de ev sahibinin işine karışılmaz deyip ona tokat atarsınız.

    Padişah bu fikri sevmiş ve çobanı saraya yemeğe davet etmiş. Çoban da bu daveti kabul etmiş ve saraya gelmiş.Bir güzel yemeğinide yemiş.Yemek bittikten sonra padişah tabakları kırmaya başlamış. Çoban hiç ses etmemiş.Sadrazam demiş ki: Aaa padişaha bak tabakları kırıyor ne kadar ayıp demiş. Buna sinirlenen çoban : Ev sahibini işine karışılmaz diye sadrazama tokat atmış.
  • Ya insanların gönlünü hoş tutmalı ya da onları yok etmelidir.;çünkü insanlar uğradıkları küçük zararların öcünü alırlar ama büyük zararların öcünü alamazlar; bu yüzden insana verilecek zarar intikam korkusu olmayacak biçimde olmalıdır.
    Niccolo Machiavelli
    Sayfa 44 - Can yayınevi
  • İş Bankası Türk Klasikleri'ni günümüz Türkçesi ile yeniden basmaya başladı. Ben de hazır fazla kitap yokken seriyi kütüphaneme eklemek istediğim için ilk 6 kitabı almıştım. (Şuan 7 de geldi sanırım.)

    Halley kuyruklu yıldızının Dünya'ya çarpacağı söylentisi üzerine bu işlere gönül vermiş amma kıymeti anlaşılamamış İrfan Bey'in kadınlarla arası pek iyi değildir ve intikam fırsatı kolladığından, kuyruklu yıldız için ben sizi iyice bir korkutayım da görün düşüncesi ile her akşam mahalleli kadınları evine toplayıp felaket tellallığı yapması ile başlıyor hikaye.

    Çoğu kişi kitabın başındaki mahalleli kadınların diyaloglarını sıkıcı bulmuş fakat ben bu kısımda çok eğlendim. Aksine kitap ilerledikçe fizik ve uzay üzerine verdiği uzuuun uzuuunn anlatımlar beni çok sıktı. ( Sayısalcılar eqlesin.)

    Kitabı çok beğenemedim sonu kuyruklu yıldızdan Yeşilçam'a döndü ama sorun bu da değildi. Ne aşk doğru düzgün iletilmiş okura, ne kuyruklu yıldız korkusu, ne de kurgu. Basit geldi biraz açıkcası havada kalan, oldu bittiye gelen anlatımları sevmiyorum.

    Kadının Türk toplumundaki yeri ve kadına yaklaşım üzerine fikirleri ve söylemleri güzeldi. Sorgulamaya sebep olan yazarlara selam olsun.

    Gürpınar dede biraz "Kuyruklu Yıldız çarpiyeeah, dünya yok oliyeahh, birileri sürekli felaket tellallığı yapıyeahh... Çarpacak çarpacak dediniz dediniz hani dünya dönüyor." hicvi yapmak için bu kitabı yazmış, kitabın ön sözünde ve son notta da bunu belirtmiş zaten. İnanmayın bunlara, bunlar yalancı, bunlar kaostan besleniyor, bunlar her fırsatta moral bozuyorlar demiş. :)

    Klasikleri okumaya devam edeceğim tabii. Bu kitap da edebiyatımızın önemli eserlerinden birisi olarak ele alınarak okunabilir, fakat beklentinizi yüksek tutmazsanız daha iyi olur.
  • Cengiz 1211 baharında Çin seferine cıktı. Bu seferinin de bütün kumandan ve oğulları yanında idi. Bu seferde de intikam hissi esas amildir. Cengiz en büyük babası Anbekey Han, bir savaşta Cucen (Kin, Chin) ordularına esir düşmüştü. Onu Pekin sokaklarında rezil ederek öldürmüşlerdi. Onun öylesine öldürülmesine bozkırda desten halinde yayılmıştı. Cengiz’i Chin üzerine tahrik eden bir diğer sebep de, bu Cucen, yahut Türklerin dediği gibi Çürçütlerin bozkır kabileleri arasında tatbik ettikleri iğva, birbirine düşürme siyasetidir.
    Zeki Velidi Togan
    Sayfa 59 - e-kitap
  • Yaradılışın ilk gününe,
    ve son gününe, yemin olsun,
    Tanrı’nın hükmüne ve küfre,
    Ebedî hakikatin zaferine,
    Sırtımdaki günahın keskin utancına;
    Bu rüyanın kısacık şanına
    Yemin olsun, ve burada karşılaşmamıza
    Ve firkat tehdidine;
    Yemin olsun tüm sahiplerine,
    Kader’in emrime sunduğu ruhların,
    İlâhî kılıçlar üzerine ant içerim,
    Düşmanlarımın savurduğu –
    Hissiz, uykusuz melekler zümresinin;
    Yemin olsun sana, senin hayatına, ölümüne,
    Son, uzun nazarına ve ilk eşkine,
    Nâzikçe nefes alışına,
    Saçının ipeksi sağanağına,
    Yemin olsun cefaya ve saadete,
    Yemin olsun bu bizim aşkımıza bile, -
    Vazgeçtim tüm intikam arzularımdan,
    Vazgeçtim yılların gururundan;
    Bugünden sonra hiçbir yalan vesvese
    Musallat olmayacak hiçbir ruha;
    Aradığım selamet,
    Aradığım aşk, garâm,
    Aradığım ‘En Üstün İyi’ye iman.
    Ve hakikî nedâmetten bir gözyaşıyla,
    Sileceğim bana kalmış olan kızgın çizgilerini
    İlâhî öfkenin, yüzümden ki
    Sana daha lâyık olsun. Umulur ki tüm
    Dünya, sakin bir hoyratlıkla
    Çiçek açıverir, tamamen benden habersiz!
    İnan bana, tek ben sahibim basiretine
    Seni sevebilmenin: zira öyle belledim ki
    Senin yüceliğini, hiçkimsenin başaramayacağı kadar:
    Sensin benim kutsalım. Bugün
    Kudretimdir ayaklarının önüne serdiğim.
    Ve bir anlığına da olsa aşkın için
    Hazırım vermeye ebedîyyeti.
    Zira sabit, hakikî ve güçlüyüm
    Aşkında – kötülükte olduğum kadar;
    Göğün hür ruhu, seni taşıyacağım
    Yıldızların üzerine, oraya
    İhtişam içinde melîkem olup hükmedeceğin yere,
    Tamara, rüyamın ilk aşkı,
    Ve dönüp baktığında dünyaya
    Ne bir nedâmet, ne bir merhamet hissedeceksin,
    Meyus seyyâre, kıtlığını çeken
    Bâkî güzelliğin, âdet edinmiş
    Basit duyguları, dar akılları,
    Suç ve infazların,
    Sonu gelmez korku çarkını çekip durduğu yer:
    Âdem korkar sevmekten ve korkar nefret etmekten.
    Oysa bilmez misin ki sen aşk nedir burada?
    Taşar kaynayan gencecik kan –
    Fakat günler geçer de soğuyuverir kan!
    Kim direnebilir ki uzayıp giden cazibesine
    Can sıkıntısının, değişimin ve yeniliğin?
    Veya rakib rüyanın farklılığına
    Hayır! Yaşlanmak yoktur benim aşkıma,
    Ve solmak sessizliğinde, kaba
    Camiasında kıskanç kölelerin,
    Arasında cimri ve soğuk
    Sözde arkadaşların ve hakikî düşmanların,
    Ezilmek altında beyhude işlerin ve edepsiz
    Çabaların, boş umutların ve kuruntuların!
    Senin kaderin değil burada soluvermek,
    Ve, tutkusuz, saklamak ruhunu
    Bu duvarların ardında, kokusuz bir gül
    gibi
    Hiçbir balarısının ziyaret etmediği
    Ve kör kalmış Ulûhîyete.
    Hayır, asla! Sevdiceğim, senin sabahın
    çizilmiş farklı bir kaderle,
    Farklı bir vecit derinliğiyle,
    Farklı bir hüzün ölçüsüyle;
    Öyleyse geride bırak tüm eski fikirleri, arzuları
    ve bırak kaderine zavallı dünyayı.
    Sonra bunun karşılığında, arzulayabilirsin
    Hikmet diyârlarına girebilmeyi,
    Ve işte oralarda sunacağım sana
    Bana tabi tüm mahlûkâtı,
    Emrimde hizmet edecekler sana.
    Yumuşak elli, sihirli maiyet
    Ve Sabah yıldızından, senin için,
    Koparıvereceğim altın tâcını bir gece,
    Geceyarısı şebnemini alacağım çiçeklerin
    Ve serpeceğim damlaları parlak sağanaklarda
    Tâcını daha muhteşem kılabilmek için.
    Öreceğim gün batımının saçtığı ışık hüzmelerini
    Seni bir örtü gibi sarsın diye;
    İkimizle dolduracağım havayı
    Tâzelik ve nefis bir kokuyla;
    Ve her daim fısıldayacağım kulağına
    Yumuşak çalgıların tatlı seslerini;
    Turkuvazdan ve kehribardan,
    Göz alıcı konaklar kuracağım sana,
    Göğe uçup süzüleceğim'
    Denizlerin en dibine batacağım –
    Arzu ettiğin her şeyi sana sunacağım
    Ama ne olur, sev beni…