Dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir.
Büyük Defter Üçlemesi benim için kesinlikle bir savaş hikâyesi değildi. Ben daha çok bir aile trajedisi ve güçlü bir psikolojik anlatı okudum.
İlk kitapta ikizleri çok güçlü, zeki ve başarılı buldum. O “biz” dili sağlam geliyordu. Ama ikinci kitaba geçtiğimde sorgulamalar başladı. Her şey o kadar kırılgan ve değişken gelmeye başladı ki… Bir noktadan sonra bazı şeyler yapay durdu ve anlatılanların arkasında başka bir gerçek olabileceğini düşündüm.
Anlatım çok soğuk ama bıraktığı his çok yakıcı. Duygu sömürüsü yapmadan bu kadar yoğun bir etki bırakması gerçekten çarpıcı. Kitabı bitirdiğimde bir süre boş duvarı izledim. Belirsizlikten çok hoşlanan biri değilim ama bu kitap beni düşünmeye zorladı.
Etkisinden kolay çıkabileceğimi sanmıyorum.