Ölüleri, söylenmeyen sözleri, bilinmeyenleri duyabilen, dokunduğu birinin damarlarında sinsice dolaşan hastalığın sesini işitebilen, bir ciğere ya da böbreğe baskı yapan urların koyu renk kadifemsi dokularını hissedebilen, insanlara gözlerinden ve kalplerinden kitap gibi okuyabilen bir kadın...
Kendi çocuğunun ruhunu bulamıyor, onun nerede olduğunu hissedemiyor...
İkizi ölen "Judith bir gün annesine eskiden ikiz olup artık olmayanlara ne dendiğini soruyor;
-Evliysen ve kocan ölmüşse, dul olıyorsun. Anne babası ölen çocuklar öksüz oluyor. Benim gibilere ne deniyor ki?"...
Ölüme göçüp gitmek diyen ya da huzur içinde ölündüğünü düşünen her kimse, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor...