Ama tabii hatırladıklarımız gördüklerimizin tıpatıp aynısı olmuyor. Olmasını istediğimiz, olmasından korktuğumuz ya da olduğunu sandığımız şekilde hatırlıyoruz hadiseleri. Oldukları gibi değil.
Ne aşk ne ayrılık acısı ne de arada bir kapınızı zorlayan başıbozuk varoluş sancıları, hiçbiri bir yarın olmayışının ruhta açtığı gediğin yanına bile yaklaşamıyor.
Hayatı, gideceğini başından beri bildiğim ama için için beni bırakmayacağını ummayı seçtiğim bir serserinin rüzgârına kapılır gibi yaşadığımı ancak o zaman kavrayabildim.
Onu sandığımdan fazla önemsediğimi de.
Ve kendi kendimize ne söylersek söyleyelim, biz yetişkinler de hayatta pek çok kere çaresiz kaldığımızdan, ne zaman bir şeye sil baştan başlamamız gerekse, elde avuçta ne kaldığını hatırlamak için çocuk kitaplarına dönmeliyiz.