İslam, toplumsal hayattaki yoksulluğa olumlu bir açıklama getiren diğer dinlerden farklıdır. İslam öğretisinin en büyük öğrencisi Ebuzer şöyle der:
"Ne zaman ki yoksulluk bir eve girer, din öteki kapıdan çıkıp gider." Veya inandığımız öğretinin kurucusu olan İslam Peygamberi şöyle der:
"Maaşı olmayanın meâdı olmaz." Yani maddî hayatı olmayanın, manevi hayatı da olmayacaktır. Sanki Proudhon konuşuyor! Bugün bu dinden yapılan çıkarsama sonucu söylenen şu sözün tam tersine: "Yoksulluk ve mutsuzluğa düşen kimsenin kalbi daha temiz ve buruktur ve gaybî ilhamların doğuşuna çok daha uygundur."
Karnı boş olanın hiçbir şeyi yoktur. İktisadi ve maddî darlığa düşmüş bir toplumun, kesinlikle manevi darlığı da olacaktır. Ahlâk ve din olarak adlandırılan şey, yoksul toplumlarda maneviyat değil, hayali ve sapkın bir gelenektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Orta Çağ'dan üç ya da dört yüzyıl sonraki bu Batı, sanayi toplumudur, felsefi çıkmaza gelip dayanan ve dünyayı felsefi bakımdan izah etme arayışında olan. Yine bu Batı toplumudur bir tür maneviyata ihtiyacı bulunan ve bu dar materyalist kabuğunu kırmak için dinimsi bir irfan bulmaya çabalayan. Batılı aydın, böyle bir durum ve böyle bir ihtiyaç karşısında bilinç taşıyan ve yolları, hedefleri ve düsturları halkının hizmetine sunabilecek ve onları tüketim karşıtı bir tür irfana ve ruhbanlığa yönlendirebilecek olan kişidir. Dolayısıyla o, madde karşıtı maneviyatçı bir dünya görüşüne sahip olmalı ve Hint ruhanilik ve aydınlanmasına ev hatta makinizm ve Dekartçı akıl karşısında isyana yönelmelidir.