• İrade
    O ne büyük birşeydir. İradeniz olduğu için zorluk çıkıyor. Ozgur olduğun için, çık dendiğinde çıkmak yerine ısrarla bedende barınmayı tercih ettiği için.
    Ne kadar yordu beni.
  • Kadına çekici gelen şey, özellikle güçlü bir irade, kararlılık ve cesaret ile bunların yanında belki bir de dürüstlük ve temiz bir kalptir. Öte yandan, zihinsel niteliklerin, kadının üzerinde doğrudan veya içgüdüsel olarak herhangi bir gücü ve etkisi bulunmamaktadır ve bunun nedeni de sadece bunların babadan miras alınan nitelikler olmayışıdır. Anlayış yoksunluğu, kadınlar için bir sorun teşkil etmez aslında fevkalade bir zihinsel üstünlük hatta deha anormal görülerek kadınlar üzerinde arzu edilmeyen bir etki bile yaratabilir. İşte bu nedenden dolayı, kadınlar söz konusu olduğunda, çirkin, budala ve kaba erkeklerin, kültürlü, zeki ve kibar erkeklerden daha başarılı olmalarının örnekleriyle sık sık karşılaşırız.
  • "Atatürk!
    Sen bizdendin.Seni halife yapmak,padişah yapmak isteyenler oldu,iltifat etmedin.Milli irade yolunu seçtin.Hayat ve şahsiyetini milletin hizmetine vakfettin.Türk'ün gıpta ettiği,taziz ettiği,övdüğü ve övündüğü vasıflara maliktin,büyük meziyetlerinle Türk'ün ta kendisiydin.
    Şimdi seni,kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topaklara veriyoruz.
    Bil ki:Hakiki yerin,daima inandığın ve bağlandığın Türk milletinin,minnet dolu sinesidir.
    Nur içinde yat!"
  • İrade, kendi kendisini ararken, az veya çok da olsa, kendinden ayrılmaya zorlanmaktadır.
  • Daha önce incelemiş olduğum kitaplarda da ifade etmiştim. Genellikle yalnız kaldığımızda bu duygulara kapılırız diye. Evet, gerçekten de öyledir. Yalnız kaldığımız ama gerçekten kendimizi dinleyebildiğimiz ender durumlarda günahlarımızı hatırlarız. Bu tıpkı yeni ayrıldığımız sevgilimizin akşam yatağa yattığımızda aklımıza gelip de aşk acısı vermesine benzer: Halbuki gündüz arkadaşlarımızla beraberken hiçbir şey hissetmiyorduk. Olaya biraz farklı bir açıdan yaklaşıyorum; Georges Bataille’n Günah Üzerine Tartışma’sı böyle bir kitap değil. Ben daha çok kitapların bende bıraktığı hisleri yazıyorum. Açığa çıkan duygularımı kağıt üzerine aktarıyorum. Bataille ve tartışma grubu, felsefik açıdan yaklaşıyorlar olaya. Belki de biraz duygusal ama çokça akılcı yaklaşmak gerekiyordur olaya. Günah kavramından önce Tanrı kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Eğer gerçekten bir Tanrı varsa tanımı gereği bir varlığı olmalı. Ve her şeyi yoktan var ettiğine göre her şeyin var olmasını istedi. Yani bunu tersine çevirirsek eğer ki Tanrı hiçbir şey yaratmak istemeseydi yaratmazdı. Ama yarattı ve varlıklarını sürdürmesine izin veriyor. O zaman Tanrı’nın ve var ettiklerinin doğası gereği iyi olması gerekiyor. Burada şöyle bir sorun ortaya çıkıyor: O zaman kötülük neden var? Jeffrey Burton Russell’ın Kötülüğün Tarihi serisinde bu konu çok güzel bir şekilde incelenmişti. Hatta sayfada bu serinin yorumunu da bulabilirsiniz. Biz kötülük algısıyla devam edelim. -Kötülük aslında bir günah değil midir zaten- Aquinas, yaptığımız kötülüklerin, genellikle iyiyi yanlış yöntemlerle aramamızın sonucu olduğunu söyler. Gerçekten de böyle mi? Yani zina işlerken gerçek tensel uyumu mu arıyoruz? Ya da faizle işlem yaparken aslında neye ihtiyacımız olmadığını mı kavramaya çalışıyoruz? Ben pek öyle olduğunu sanmıyorum. Zina yapıyoruz çünkü yapmak istiyoruz. Faizle alışveriş kolayımıza geliyor çünkü fazlasını istiyoruz. Çünkü insanız ve ister nefis ister özgür irade deyin, biz sınırsızlığı seviyoruz. Bunlar solipsistik yani ben felsefeci ifadeler değildir. Gözlemlerimi aktarıyorum. Hepimiz dünyada çekilen acıları interaktif kanallardan görüyoruz. İnanılmaz kötülükler. Ya da işlenen en acımasız günahlar. Peki böyle bir ortamda nasıl olur da mutlak iyi bir yaratıcının varlığına inanabiliriz ki? “Epiküros bu konuda çeşitli açıklamalar getiriyor. 1-Eğer Tanrı kötülüğü engellemek istiyor ama gücü yetmiyorsa Tanrı mutlak güçlü değildir. 2-Eğer gücü yetiyor ama engellemiyorsa o zaman Tanrı mutlak iyi değildir. 3-Hem kötülüğü engellemeye gücü yetiyor hem de engellemek istiyorsa nasıl bu kadar çok kötülük var olabilir? 4-Veya ne gücü yetiyor ne de kötülüğü engellemek istemiyorsa neden ona Tanrı diyoruz? Başka bir deyişle Tanrı’nın ve kötülüğün aynı anda var olması mümkün değildir. Fakat biz kötülüğün var olduğunu biliyoruz ve bu yüzden Tanrı yoktur.” Peki durum gerçekten de Epiküros’un dediği gibi mi? Tanrı, gerçekten de tamamen iyi bir dünya yaratamaz mıydı? Bence zaten yarattı. Nasıl mı? Adem ve Havva, yasak meyveyi yemeselerdi, bilmenin bilgisine sahip olabilirler miydi? Elbette hayır. Burada tartıştığımız konu Tanrı var mıdır yok mudur değil? Genel düşünce olarak var olduğuna inanılan bir organizasyon için konuşuyoruz. Bu yüzden dinsel her şeyin varlığını kabul ederek açıklamalara devam etmeliyiz. Görüyoruz ki her şeyden evvel kötülük var oldu. Ancak kötülükle beraber iyiliği öğrendik. İşlediğimiz suçun günah olduğunu gördük. Ve dinler buna sebep olanın Şeytan olduğunu söylüyor. Şeytan’ı bir varlık olarak değil de insan zihninin algıladığı şekliyle ele alırsak… Eğer insanlar yaşadıkları durumları gerçek olarak tanımlıyorsa bu durum sonuçları bakımından da gerçektir. Bilebileceğimiz tek gerçeklik görüngülerin gerçekliğidir. Bu yüzden Şeytan(yani kötülük-günah) da bir görüngü olduğuna göre o zaman Şeytan da gerçektir. Yani burada Şeytan’ı değil de zihnimizdeki algılanış biçimini bilebiliyoruz. Ama bu onun dehşetini hafifletmiyor. Fazla da uzatmak istemiyorum zira yazılara değil fotoğrafın kalitesine önem verilen bir platform burası. O yüzden yavaştan noktalayalım. Bilmenin bilgisine sahip oldukça günah işledik ve kötülüğü yaydık. Ancak her seferinde Tanrı’ya dönmenin bir yolunu bulduk. Bakın burada kötülük yapanın yaptığından pişman olmasından ya da umursamazca kötülüğe devam etmesinden bahsetmiyorum. Birileri kötülük yaymaya devam ettikçe birileri her zaman iyilik yayıyor. İyilik her seferinde insanlığın vazgeçmediği bir argüman oluyor. Bu kadar kötülüğe rağmen insanlar hala umutlu ve hala iyiliğin dünyaya egemen olacağına dair derin bir inanç besliyor. Galiba bu yüzden her filmin sonunda iyilik kazanıyor. Umarım gerçek dünyada da iyiliğin akıncıları kötülüğün kuvvetlerini bozguna uğratır. Herhangi bir dinin değil, insanlığın kazanması dileğiyle…
  • Mâturîdî sisteminde her şey Allah’ın hikmeti üzerine yaratılmıştır. İnsan karakterin bozukluğu sonucu ortaya çıkan bir eylem olan ve kendisine “yalan” denilen şey, hikmet ve sefeh ilkesini anlamaya engeldir. Kullar fiillerinde mükelleftirler. Tekliflerine bilgi yoluyla ulaşırlar. Kula düşen ilâhî emre itaat etmektir. Fiillerin ortaya çıkışında, kesb kula, yaratma Allah’a aittir. Kula nispet edilen eylem, Allah’ın fiili değil, mefulüdür. İstitaat ve eylem aynı zamanda gerçekleşir. Allah kula gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Allah’ın ilmi değişmez, bu sebeple kulların eceli de değişmez. Rızık konusunda kudret kulun değil Allah’ın elindedir.

    İrade konusunda, varlığı halinde, fiilin mutlak gerçekleşeceği bir irade ile Allah irade sahibidir. İrade konusunda sebep-sonuç ilişkisi yoktur, çünkü bu Allah’a bir sınırlama getirebilir. Böyle bir durum ise Allah’a yakışmaz. İrade “egemenlik ve yaratma” demektir. Kullar buna dâhil olamazlar. Onların iradesi, iradenin çeşitli anlamlara sahip olması sebebiyle, başka bir kategoride incelenir ve irade fiille beraberdir. Tekvin konusunda da Allah memur olarak vasıflandırılamaz. Allah fiillerinde irade ve meşîetle vasıflanabilir ancak rıza ve muhabbetle vasıflanamaz. İlim ve irade açısından, Allah, insanlar hakkında bilahare vuku bulanı murat etmektedir. Yani öncelik insanın iradesindedir. “İnşallah” demenin veya dua etmenin hedefi, Allah’ın iradesine ulaşmak içindir. Bu sebeple hayrı da şerri de yaratan Allah’tır.

    Allah zulmü kötü ve çirkin olarak yaratmıştır ancak murat etmemiştir. Fiillerin yaratılmışlığının ispatı, kazânın da yaratılmışlığının ispatı anlamına gelmektedir. Özetle kader bir şeyi mahiyeti üzerine yaratmak demektir. Kul Allah’tan bigane bir şey yapamaz ancak kulun fiillerinde cebir de yoktur. Çünkü cebir durumunda ilahî teklifin bir anlamı kalmaz.
  • Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücünü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.