ne var ki, bir o kadar da mutsuzdu. Sahip olduğu hiçbir şey yeterli değildi, yeterince değil. Tamamına kavuşan hiçbir şey bile yoktu hayatta; bütünlük denilen, kof bir kelimeden ibaretti lügatlarda 
Facia karşısında bize düşen borç, kaleme ve klişeye sığmayacak kadar derin bir teessürü peçeliyen eşsiz bir vakar ve irade çehresiyle, gelmiş ve gelecek her felakete karşı beşeri kadro içindeki her tedbiri almaktır.
Yapmak istemediğim bir şeyin yapmak istemediğim bir zamanda zorla yaptırılması, eskiden beri sabrımı taşırır. Bunun yerine yapmak istediğim bir şeyi, yapmak istediğim bir zamanda ve yapmak istediğim bir şekilde yapabildiğimde, sıradan insanlardan çok daha fazla kendimi verebilirim.
Küllü irade de yazılı olsa da, bir irade ile bazen, kendi kaderimizi kendimiz çağırırız. Biz bir yola çıkarız ve yola çıkma kararını kendimiz aldık sanırız. Oysa hayat biz onun yaşarken çizilen yollardır. Hep önceden, hep bizden önce çizilen yollar… 
Mevlâna, Kuran'da göklerin ve yerin yüklenmekten çekinip, sonunda insarın yüklendiği ilahî "emanetin"246 onun akıl ve irade sahibi, sorumlu bir varlık olmasında yattığını, "Biz hakikaten insanı şereflendirdik." ilahî hitabının da verilen bu emanete binaen söylendiğini belirtir: "Sen değerinle ve düşüncenle iki âleme bedelsin. Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun. Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.""Benim müşterim Hudấ'dır. O beni yukarı çeker. Çünkü Yüce Allah: "Ben, sizi, vaktinizi, nefsinizi, mallarınızı satın aldım" buyurarak sana müşteri olduğunu belirtmektedir."