merve

merve
@irakerek
Puan vermedi·336 syf.·
2026 9. kitabı
Dünyayla bağın sınırlı olduğu ücra, izole bir köy odasında, soba ateşi etrafında sözlü geleneğin ahlak, hikmet ve duyguyla harmanlanarak aktarılışı, Ahmediye, Muhammediye, Siyer, Hz. Ali Cenkleri ve Yunus Emre Divanı gibi az sayıdaki eserin el üstünde tutulması; dağılmamış, kirlenmemiş, berrak zihinlerin bu metinlerle kurduğu mükerrer temasın zengin bir dil ve hayal dünyası olarak tebarüz ettiği masalsı ortam… Maddi çoraklığa tezat, manevi ve fikri verimliliğin bu denli üst düzeyde olmasını asla şaşırtıcı bulmadım; bilakis, okuma boyunca bu derinlikli iklimin büyüsünden kurtulamadım. Yazarın sonrasında göğüs gerdiği tüm o çetin mücadeleler, zihnimde kendi yatağını bulan bir suyun doğal akışı gibi yer etti. Dolayısıyla bu hikayede bana en çok dokunan kısım, yazarın çetin dağları aştığı yetişkinlik yılları değil, bizzat çocukluk dönemi oldu. Beklentim, her şeye sıfırdan başlayan ve zorlukları adeta yırtarak var olan klasik bir başarı öyküsü okumaktı. Oysa karşılaştığım şey; maddi çoraklığın ardına gizlenmiş devasa bir kültürel miras, eşsiz bir manevi kolaylık ve güzellikti. Bu durum, insan hayatında kadersel bazı kaidelerin belirleyiciliği düşüncesini bende iyice sağlamlaştırdı. Ortada muazzam bir çaba olduğu su götürmez; ancak tohumun düştüğü o ilk kadersel toprağın verimini ve o irfan meclisinin sunduğu ayrıcalığı inkar edemeyiz. Ve elbette, bana bu iklimin kapısını aralayan güzel arkadaşıma teşekkürlerimle…
Omuzlarımda DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20241,984 okunma
Reklam
Puan vermedi·182 syf.·
2025 12. kitabı
Gibi izleyicisiyseniz, Olduğu Kadar’ı okuduğunuzda aslında Feyyaz Yiğit’in temel mizah dilinin erken dönemde şekillendiğini fark ediyorsunuz. Bu dilin yıllar içinde belirgin biçimde derinleştiğini ya da yeni bir eksen kazandığını söylemek ise zor. Gibi yayınlandığı dönemde, bazı izleyiciler tarafından karakterler üzerine yapılan derinlikli analizlere ve psikanalitik okumalara sıkça rastlıyordum. Ancak kitabı okuduğumda, bu yorumların büyük ölçüde dizinin kendisinden değil, kitlesinin kendi donanımlarını sergileme ihtiyacından beslendiğini düşündüm. Feyyaz Yiğit’in mizahı Türkiye’de belirli bir boşluğu doldurduğu ve gerçek bir alternatifi olmadığı için, ürettiklerinin zamanla yoğun bir anlam enjeksiyonuna maruz kaldığını düşünüyorum. Buna rağmen, üslubunu seviyor muyum? Evet. Daha ileriye taşınabilir mi? Bana kalırsa taşınabilir. Ancak Olduğu Kadar, bu mizah dilinin uzun yıllardır büyük ölçüde aynı yerde durduğunu hissettiriyor.
Olduğu KadarFeyyaz Yiğit · Okuyan Us Yayınları · 2019871 okunma
Puan vermedi·308 syf.·
2025 9. kitabı
Kendime yeni bir edebi yön ararken yolumun Macar edebiyatına ve bu kitaba çıkması, bana uzun zamandır hissetmediğim bir okuma doyumu yaşattı. Üstelik çevirinin çevirisi olan bir metinden böylesine yoğun bir lezzet alabilmek, hem yapıtın doğal edebi gücünü hem de çevirmenin ustalığını açıkça ortaya koyuyor. Eser, kültürün çoğu zaman öğrenilenden ziyade ait olunan bir şey olduğunu ve bu aidiyetin nesiller boyunca aktarılan sessiz kodlarla kurulduğunu çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Üç anlatıcının gerçeği kendi sınıf konumları ve kendi filtreleri üzerinden aktarması, sınıf farkının insanın kırılganlığını nasıl görünmez biçimde şekillendirdiğini fark etmemi sağladı. Okurken sık sık şu soruyu düşündüm: Hayattaki önceliklerimizin kökeninde ne var? Bitmesin diye kendimi yavaşlattığım bu okuma, neredeyse her sayfasında altını çizmeden geçemediğim satırlar bıraktı bana.
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,421 okunma
Puan vermedi·64 syf.·
2025 6. kitabı
Maria Montessori’nin biyografisini okumak, onun kişiliği konusunda beni beklemediğim şekilde şaşırttı. Daha metodolojik, bilimsel bir zihinle karşılaşmayı umuyordum ama okudukça, inançlarının peşinden giden, uç bir karakter olduğunu hissettim. Bana göre çalışmalarında bilimsel temelden çok, kendi inançları ve yaşadığı dönemin koşulları etkiliydi. “Çocuklar sessizliği sever, tatlı istemez, doğaları gereği düzenlidir” gibi sözleri bana gözleme değil, politik bir düzene hizmet eden hayallere dayanıyor gibi geldi. O dönemde İtalya’da disiplinli, itaatkâr, üretken vatandaşlar yetiştirme düşüncesi hâkimdi. Montessori’nin “sessiz ve düzenli çocuk” anlayışı da bu idealle örtüşüyordu. Kadın olduğu için değil, uç bir karakter olduğu için dikkat çektiğini düşünüyorum. Montessori ile Aidin Salih arasında benzer bir kişilik örüntüsü seziyorum: farklı alanlarda olsalar da ikisi de bilimi kullanıyor ama bilimin gerektirdiği şüpheye yer bırakmadan, kendi doğrularını mutlaklaştırıyorlar. Montessori’nin çocuklarla bu kadar ilgiliyken kendi çocuğunu bırakmış olması beni en çok şaşırtan şey oldu. Bu yönü, söyledikleriyle yaşamı arasında bir mesafe olduğunu hissettirdi bana.
Maria MontessoriMichael Pollard · İlkkaynak Kültür ve Sanat Ürünleri · 199032 okunma