O ruh, o ruh ki beni şiir ve güzelliğiyle kendimden geçiriyor. Ölünceye kadar onun yanında yaşamak ve ölünceye kadar sesini işiterek, onun sözlerini dinleyerek vakit geçirmek ne emsalsiz, ne daha hiç kimse için gerçekleşmemiş derin bir saadet olsa gerek...
Bazen düşünüyorum da dünyaya gelmek bir afetken, sonra bu memlekette, üstelik kadın olarak doğmanın dayanılmaz azabına nasıl tahammül ettiğime hayret ediyorum.
Birbirleri hakkında bu kadar fena fikirleri olan insanların birbirlerine asla hitap ve tebessüm etmemeleri lazım gelirken, öyle zaman olur ki bunların șefkat ve muhabbetle birbirleriyle konuştuklarını görürüm. Mesele şu ki bu devam eden savaş içinde birbirlerine karşı adeta yüzsüz olmuşlar, ne evlatlık, ne kardeşlik, ne babalık kalmış!.. Hatta ne de insanlık!
Şu insanlar ne tuhaflar; başkalarının saadetlerini görerek kendilerini bundan mahrum buldukları için mi acaba, bu kınama ve ayıplamaları haset ve hırçınlıklarından mıdır?