Önder, birine yapılan adaletsizliği, tüm topluma yapılmış bir tehdit olarak algılar, herhangi birine yapılan haksızlığı kendi kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak düşünür. Hakkaniyetle yönetir ve aslanı kediye boğdurtmaz.
Her meseleye kazanmak ve kaybetmek duygusuyla bakılmalıdır. Mücadelenin tipi ne olursa olsun, insan ya kazanıyordur ya da kaybediyordur ve her konu böyledir. Her işe böyle bakıldığında, zihin ve ruh sürekli tetikte olur, savaşçılık ruhu asla paslanmaz.
Gelir kaynakları, sosyal faaliyetler, eğitim olanakları, sağlık imkanları insanları kentlere çekmiş, kalabalıklara karıştırmıştır ama, kendi içinde şimdi daha çok yalnızdır. Bu durum insanı hem yapan, hem bozan, hem seven, hem kıran bir varlık haline getirmiş, bir "geçiş toplumu" yapmıştır. Artık daha çok obez, daha çok kanserli, daha çok duyarsız ve tepkisizdir.