“Ama insanlar makine değildir. İçlerinde bir şey bozulduğunda, bazen o şeyin tekrar yeşermesi için sadece zaman vermek gerekir. Sen bunu yaptın. Bana bunu yaptın.”
Tanıdığı tüm yetişkinler spor yapıyordu. Sadece spor. Ciddi ciddi. Bir yere varmak için hareket etmiyorlardı. Bir şey olmak için hareket ediyorlardı. Daha zayıf, daha hızlı ya da daha güçlü olmak için. Ama aslında tek yaptıkları bir kısır döngüde hareket edip durmaktı.
Birçok insan artık, birçok şeyin geldiği toprakta çalışmıyordu. Birçok insan sonbaharda da bir şeylerin yeşerebileceğini, insanın bunlara ilkbaharda tüm gücüyle topraktan fışkıran şeylere davrandığından çok daha dikkatli davranması gerektiğini unutmuştu.
“Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.”