İrem

İrem
@iremkitap
Günaydın 1000Kitap ailesi!📚
1000Kitap
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’nin 1917 tarihli "Haremde Goethe" isimli başyapıtı, tıpkı "Haremde Beethoven" eserinde olduğu gibi Doğu ve Batı kültürlerini harmanlayan, Osmanlı sarayındaki entelektüel dönüşümü kadının sosyal temsili üzerinden aktaran güçlü bir sanatsal manifestodur. Mekan olarak geleneksel unsurlarla bezeli bir saray odasının seçildiği tabloda, şık bir kanepeye uzanmış modern giyimli bir saray kadını odağı oluşturmaktadır. Kadının elinde tuttuğu kırmızı kapaklı kitap, Alman edebiyatının dehası Johann Wolfgang von Goethe’nin ünlü eseri Faust’a ya da şairin Doğu kültürüne olan hayranlığını yansıtan Doğu Batı Divanı kitabına işaret ederek, dönemin Osmanlı kadınının dünya edebiyatına ve felsefeye olan entelektüel ilgisini sembolize eder. Kompozisyonda, duvarı süsleyen geleneksel motifli büyük halı, yerde serili duran kurt postu, sağ üst köşedeki hat levhası ve sehpa üzerindeki çini vazo gibi yoğun Doğu ögeleri, kadının Batılı duruşu ve elindeki Avrupa klasiğiyle kusursuz bir sentez oluşturur. Türk ressamların Avrupa sanatı sahnesine çıktığı ilk büyük organizasyon olan 1918 Viyana Sergisi'nde de sanatçının diğer önemli yapıtlarıyla birlikte sergilenen bu nadide eser, günümüzde Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda bulunmaktadır. Osmanlı kadınının sadece kapalı kapılar ardında yaşayan bir figür değil, okuyan, düşünen ve özgürleşen modern bir kimlik kazandığını gösteren en estetik resimlerden biridir.
1000Kitap
Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’nin 1915 tarihli "Haremde Beethoven" isimli başyapıtı, Osmanlı saray çevresinin ve son dönem aydınlarının Batı kültürüne, çok sesli müziğe ve sanata
1000Kitap
Bugün bu dünya tatlısı kedi peşime takıldı, onu çok sevdim. Yanımda ona verebileceğim hiçbir şey yoktu. "Ah, keşke yanımda mama olsaydı" diye hayıflanıyordum; karşımda öylece durup yüzüme o kadar masum baktı ki çok üzüldüm. Derken genç bir kız Hızır gibi geldi ve çantasından çıkardığı mamayı kediye verdi. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Allah iyi insanlardan razı olsun.
Duygu ve Düşünce
Jon Fosse'nin Melankoli kitabını okuduktan sonra bu resme bambaşka gözle bakıyorum. Bir resmi değil, Lars’ın zihnini izliyorum. Kayaların o keskin ve sert hatları, Lars’ın zihinindeki duvarları; gökyüzünün yumuşak ve dağılan dokusu ise onun kontrol edilemez git gellerini simgeliyor. Resimdeki ıssızlık, Lars’ın toplumdan dışlanmışlığını ve yalnızlığını doğrudan yüzümüze vuruyor. Işığın kutsal bir varlık gibi resmin merkezine yerleşip suya yansıması ise sadece bir manzara tekniği değil; Lars’ın karanlık dünyasında tutunmaya çalıştığı Tanrı'nın ışığını simgeliyor. Bu sadece bir ada resmi değil, Lars'ın zihninin tuvale yansımış hali. Borgøy adası öylesine seçilmiş bir yer değil. Ressamın doğduğu, dünyayı ilk kez bu ışıkla gördüğü, her şeyin başladığı ve son bulduğu yer.
1000Kitap