Kitlesel olarak akşamın belli saatlerinde evinin ışıklarını kapatıp açanları da görmüştüm, bireysel olarak bir meydanın ortasında hareketsizce duranları da... Bu yüzden dünya üzerindeki hiçbir baskı rejimi protestoyu sonlandıramazdı. Ancak elbette protestocunun gözlerini oyabilir, hatta onu öldürebilirdi. Çünkü gün gelir, belli aralıklarla göz kırpmak ya da sadece ağzından nefes almak bile bir protesto eylemine dönüşebilirdi.
Kısacası, yardım kuruluşları zenginle yoksul arasında tampondu. Zengin yoksulla karşılaşmadan ona yardım edebiliyor ve kirlenmemiş kıyafetleriyle evine dönebiliyordu.
Şimdi de kızın ailesini düşünüyordu. Bilmesinler öldüğünü, diyordu. Kaçtı, kayboldu sansınlar daha iyi! Çünkü kendisi de kayıp çocuğunu bulma umudunun henüz taze olduğu o başlangıç aşamasındaydı. Kayıp çocuk ölü çocuktan iyidir, diye düşünülen zamanın diliminde... Oysa yıllar geçtikçe bu değişecek ve bir gün şöyle diyecekti: "Bari cesedini bulayım!" O zaman da ölü çocuk kayıp çocuktan iyidir, diyecekti.
Bunun yanında komplo teorilerine inananların er geç bir komploya kurban gitmesi de kaçınılmazdı. Çünkü en kolay kandırılanlar onlardı. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olduğuna inanmıyor, dolayısıyla görünenin dışında her şeye inanabiliyorlardı.