Yalnız sözle aşk olmaz, bunu hareketlerinle de ispat edeceksin. Sana göre, "Yanımda ol, geri kalanı bana vız gelir!" değil mi? Bu pek soylu efendice bir düşünce değil. Durup insanlığa sevgiden söz açarken, hümanizma konularıyla coşarken, beri yandan aşka kıydığının farkına varmaman garibime gidiyor doğrusu!
Prens, Alyoşa'ya aşk hakkında nutuk çekiyor.·Kitabı okudu
Nataşa kuruntulu, ama açık yürekli, içi temiz bir kızdı. Kuşkulu oluşu da saflığından, temizliğinden geliyordu. Gururluydu, ama bu gurur hiçbir zaman kibre varmıyordu. Yüceleştirdiği bir varlığın alaya alınmasına dayanamazdı. Kişiliğine yöneltilen hakarete aynen karşılık verebilirdi, ama kutsal saydığı şeylere tecavüz edilince acı çekerdi. Bu durum ruhunun yeteri kadar güçlü olmayışından gelmiyordu. Kendi dünyasında yaşayanların çoğunda olduğu gibi toplum hayatından, insanlardan uzak yaşamaktan geliyordu. O da tüm hayatını, neredeyse hiç çıkmadan kendi dünyasında geçirmişti. Ayrıca Nataşa’nın belki babasından geçmiş, bütün iyi kalpli insanlara has bir özelliği vardı: Karşısındakini olduğundan iyi görür, daha ilk bakıştan büyük bir heyecanla meziyetlerini büyütürdü. Bu çeşit insanların hayal kırıklığına, hele sebebin kendileri olduğunu bilerek uğramaları pek acı olur. Ne diye kendilerine verilebilecekten fazlasını umarlar sanki? Böyleleri, her an hayal kırıklığı tehlikesiyle karşılaşmaktansa, köşelerine çekilip dünyayla bağlantıyı kesmeli en iyisi. Dikkat ettim, köşelerini öyle severler ki, zamanla büsbütün yabanileşirler.