Her öğretmen öğrencisini sınıfa sokabilir ama her öğretmen öğrencisine öğretemez. Öğrenci, öğrenmenin olağanüstü gücünün kendi elinde olduğunun ayrımına varmazsa, zevk içinde öğrenmeye de gayret edemez. Öğrenci öğrenmenin zaferini hissetmelidir ki ders kitaplarının sıkıcı tekrarına cesaretle göğüs gerebilsin.
İnsanın doğuştan getirdiği ve geliştirdiği takdirde onu meleklerden üstün yapacak kemâlâtının geliştirilmesi işini yalnızca okula yüklemek, sadece bugünümüzü değil, yarınlarımızı da karartacak bir hata değil midir? Bugün medenî sayılan ülkelerin o kaliteli okullarında yaşanan trajedileri nasıl izah edebiliriz? Ülkemizde, iyi okullarda öğrenim görmüş, saygın meslekler edinmiş bazı insanların yüz kızartıcı işlerini neyle açıklayabiliriz? Ailesinden, içinde yaşadığı toplumdan, okuduğu kitaplardan, ders dinlediği hocalardan, izlediği televizyondan, yeryüzünde insan olarak bulunmanın ne anlama geldiğinin terbiyesini ve edebini derleyememiş insandan diplomayla ne bekleyebiliriz? Hatta denilebilir ki, öyleleri keşke okuyup meslek sahibi olmasalar da başka insanları, başka hayatları böylesine etkilemeselerdi.
Kâmil bir insanı görmeyen kâmil olamaz. İnsan tek başına kendisini terbiye edemez. Terbiye olmayan mârifete eremez. Tek başına kalanı nefis canavarı parçalar, şeytan kurdu yer. Hayır ve emniyet, Allah için kurulmuş cemaatle birlikte dini yaşamaktır.