Söyledim. Daha önce de söylemiştim. Anlamak istemedikleri için mi böyle oldu? Ne zamandı gülüşü? Gözlerim acıyor ağlamaktan. Ben dalmışken çektiği fotoğraf geliyor aklıma, içim yumuşuyor. İçimin acısı yumuşak değilken delici etki yaratıyor. Döneceğim yolların ezasını çekmeyeceğim artık. Gelmemesine gideceğim. Hafızamdan silmek ben de isterdim elbet yaşanmamış olmasını dilediğim anıları. Söylediklerimi anlayan oldu mu içlerinde? O bukle saçlı, iri yüzlü, soluk benizli kadın var ya hani geçen sabahın yedisinde takım elbiseli adamlar, yüksek ökçeli kadınlar işlerine giderken gelip saati soran. O kesin anladı. Belki onun da var silmek istediği hafıza atıkları. O hiç gitti mi acaba? Ya da döndü mü bir yerden? Ben ne zaman gideceğim? Gülüşünü unutunca mı? Yoksa gülmeyi hepten unutunca mı? Unutmam ki. Unutacak olsam.. Düşlerimde yarattığımı savundukları ‘işleyiş’ şeklini var olduğu yerden atabilme fikrini unutmayı seçerdim. Koydukları kabın şeklini alır, her biriyle iyi olurdum. Hayır, bu tercih edeceğim ilk şey olmazdı. Üzüldüğüm bir ölümün oluşturduğu hatıraları siler, yeni ölümlere zihnimin incinmiş benliğimi onarmaya çalışan kıyılarında yer açardım. O iri yüzünün sert kıvrımlarında unutmak isteyeceği şeyler saklıyor olacak ki gülümsemesi böylesine keskinken bir o kadar mahcup. Gideceğim yere erken karar vermek lazım gelir. Gel beraber gidelim, bu sefer giden yalnız ben olmak istemiyorum, hani kalan olmak giden olmaktan daha kötüydü desem.. Diyemem ki. Ah bu ben zihnimde çevirir çevirir, iş söylemeye gelince “ben gidiyorum bu ayın 15’inde” diyiveririm. Söyleyemem.