irem tak

Alıştım, çünkü her şeye alışıyorum, çünkü uysal bir insanım, çünkü ben küçük bir insanım..
Sayfa 76 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

irem tak

, bir kitap okudu
7/10
·184 syf.·
2020 1. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.6/10 · 76,9bin okunma
Bütün bunları söylemek kendine itiraf etmek zor, bir başkasına anlatmak daha da zor. Ama siz, herhalde beni anlarsınız.
Sayfa 74 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Ama beni en çok perişan eden ve acıya boğan şey onun son anları oldu. Nedense katılaşmış diliyle uzun uzun bir şeyler rica etti, ama ben söylediklerinden hiçbir şey anlayamadım. Kalbim acıdan ağırlaştı! Bir saat boyunca huzursuzluk çekti, hep bir şeyler istedi, soğumuş elleriyle birtakım işaretler yapmaya çalıştı ve sonra yine acıklı, hırıltılı, boğuk bir sesle bir şeyler rica etmeye başladı; ama sözleri anlamsız sözlerden ibaretti ve yine hiçbir şey anlamadım. Ona ne bulduysam götürdüm, su verdim; ama o hep hüzünle başını sallayıp reddediyordu. Sonunda ne istediğini anladım. Perdeyi açıp pancurları açmamı istiyordu. Herhalde, son bir kez gün ışığını, Tanrı'nın ışığını, güneşi seyretmek istiyordu. Perdeyi açtım; ama başlayan gün hüzünlü ve kederliydi, ölen adamın sönmekte olan zavallı hayatı gibi. Güneş yoktu. Bulutlar göğü dumandan bir perdeyle örtmüştü; yağmurlu, kapalı, kederli bir hava vardı. İnce bir yağmur süzülüyordu camlardan ve onları soğuk, kirli su akıntılarıyla siliyordu; donuk ve karanlıktı hava. Odaya solgun günün ışınları hafif hafif geliyordu ve ikonanın önünde yanan lambanın titrek ışığından pek de fazla değildi. Ölen adam hüzünlü hüzünlü baktı bana ve başını salladı. Bir dakika sonra ölmüştü.
Sayfa 72 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Ne yapıyor gerçekten? Birtakım önemli fikirleri mi yazıyor? Yeterince uğraşıp sakinleştirince, ihtiyar sonunda girmeye karar verirdi ve sessiz sessiz, dikkatle kapıyı çalar, önce sadece kafasını uzatır ve oğlunun öfkelenmeyip başını ondan çevirmediğini görünce, sessizce içeri girer, paltosunu, yırtık pırtık, delik, sökük uçlarıyla hiç çıkarmadığı şapkasını çıkarırdı -hepsini kancaya asar, bütün bunları usulca, ses çıkarmadan yapardı; sonra dikkatle bir yerde sandalyeye oturur ve oğlundan gözlerini ayırmazdı, her hareketini takip eder, Petyonka'sının ruh halini tahmin etmeye çalışırdı. Eğer oğlunun canı sıkkınsa, ihtiyar bunu fark eder, hemen yerinden kalkıp, "Neyse Petyonka, bir dakikalığına gelmiştim. Uzağa gidiyordum, geçerken dinlenmek için uğradım," derdi. Sonra sessizce, uysalca paltosunu, şapkasını alır, sessizce kapıdan çıkar ve ruhunda köpüren acıyı bastırmak ve onu oğluna belli etmemek için büyük çaba harcayarak giderdi. Ama oğlu, bazen, babasını iyi karşılardı ve o zaman ihtiyar mutluluktan deliye dönerdi. Hoşnutluk belirirdi yüzünde, jestlerinde, hareketlerinde. Oğlu onunla konuşacak olursa, ihtiyar hep sandalyesinde biraz doğrulur ve sessizce, alttan alarak, neredeyse hürmetle yanıt verir ve hep özenli, yani anlaşılır sözler söylemeye çalışırdı. Ama dil yeteneği yoktu onda; her seferinde kafası karışır, ellerini nereye koyacağını, nasıl hareket edeceğini bilemeden geveler, sonra da uzun süre kendi kendine, düzeltmek ister gibi fısıldardı.
Sayfa 56 - Can Yayınları·Kitabı okudu